Anasayfa arrow Hikayeler arrow Kirazlı Bahçe
Yayınlanmış Eserler

Eserlerden Örnekler

 Sample Image

Kadın ve Erkek..
Birbiri olmadan yarım, ancak birlikte olunca bütün...
iki cins birbirine muhtaç. insanlar sadece nesil için değil, her anlamda birbirlerine ihtiyaç içerisinde.
Nesil üretme imkânı kalmamış nice yaşlı karı koca vardır ki âdeta ikinci balayı yaşadıklarını düşünmekten kendimizi alamayız.

 

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Şiirler

Ninni

Kurbanıolayım günde bin kere

Yoktanyaratarak seni verenin.

Dudağıngoncadır, güzel çehrende

Gözüstünde hilal kaşın ne güzel.

 

Simsiyahgözlerin, gece timsali

Kirpiğinkaşınla özler visali

Bembeyazparlayan inci misali

Ağzınıniçinde dişin ne güzel.

 

Saçıngece vakti, denizin simi

Okşamakarzusu sarar içimi

Yağanyağmur sanki bahar mevsimi

Gözündensüzülen yaşın ne güzel.




  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

MAVİ MARMARA

Ey gece!

Yani biz şimdi Akdeniz’in ortasında

Nokta mı koyduk, virgül mü,

Yoksa satır başıyla yeni bir başlangıç mı yaptık…

Türkülerimi, dualarımı, selamımı yüklendin,

Araya ne girdi, neden yolundan kaldın,

Ne olacak yolunu gözleyen çocuklar,

Hüzün yüklü kadınlar, umut dolu bakışlarıyla gençler,

Hiç olmazsa bir selam bekler

Senin yerine rüzgârlar mı götürecekler

Kimden kardeşlik dilenecekler?

Zalimlerden mi, işbirlikçilerden mi?




  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

ADRES İÇİNDİR

Ey gece!

Temizlik için biri gelecek

Hem bu tam bir bahar temizliği olacak

Bel ağrıları, diz ve bacak ağrıları gidecek

Tüm çıbanlar patlayacak

Göz ve gönül ağrıları ve depresyon denilen illet

Kara bulutlar gibi yurdumu terk edecek

Umutsuzluk, sıkıntı, stres… Evet hepsi

Yani bu tam bir bahar temizliği olacak

İçeriden ve dışarıdan

Tatlı rüzgârlar esecek

Ne yana dönsem yelkenime dolacak

Ne yana dönsem yollarım açılacak

Ne yol yoracak beni ne yürüyüşüm




  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Ey Kitap
 
Anlat her gece, şafak için bileyle beni
Buda her bahar mevsimi,  gül eyle beni
Bâtıla sağır ve kör, küfre sırtını dönen
Yalnız hakkı anlatan dil eyle beni.

 




  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

DOKUZCAN

Ey gece!

Bir ses gelse:

‘Şu yağmurda ıslananlar

Şehitleri takip etsin,

Yollar açılsın ‘Şah-ı şehîd’ yanına.’

Haykırsa her yer:

‘La ilahe illallah, eşşehid habiballah’

Aslolan sensin, değerli olan sensin

Bulunduğun her yer varlığınla sevinir

Makam sana hiçbir şey katamaz

Mertebeler ayaklarının altında olmakla şereflenir




  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Kız Evlenince
Uzun boyu yıkılası bir kavak
Dişleri at gibi, dudağı çatlak
Ayak bir metreymiş,  gözleri patlak
Sayılmış kusuru kız evlenince.
..
Hançer gibi biçiyormuş her sözü 
Suratı asıkmış yüzsüzmüş yüzü
Bir katar çekmezmiş  ondaki nazı
Yığılmış kusuru kız evlenince.
..
Ayda gitse baba evi yol olmuş
Yaptığı yemekler ite yal olmuş
Evlenince herkese bir hal olmuş
Yayılmış kusuru kız evlenince.
..
Âlem sanmış bu evlilik bir serap
Bazen mamureymiş çoğunluk harap
Türlü huyu sökülecek bir çorap
Kayılmış kusuru kız evlenince.



  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Kız Evlenmeden
Uzun boyu servi gibi sallanan
Dişler inci, al dudağı ballanan
Sohbetlerde metholunup dillenen
Güzelin hoşuymuş kız evlenmeden.
. 
Hem tahsilli imiş hem de şuurlu
Hem güzel huyluymuş hem de onurlu
Âşıkların yüz sürdüğü o nurlu
Kâbe’nin taşıymış kız evlenmeden.
Her bir marifete vermiş bin emek
Tadından yenmezmiş yaptığı yemek
Az gelirmiş ona güzelsin demek  
Güzeller başıymış kız evlenmeden.
.
Ceylana benzermiş kara gözleri
Kendisi pek hanım tatlı sözleri
Güz elması gibi al al yüzleri
Bir talih kuşuymuş kız evlenmeden.
 


  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Pembe Gelin Destanı

Dedem bir Osmanlı çocuğuydu

Bilmezdi, demokrasi nedir, cumhuriyet nedir?

‘Düvel-i muazzama’ der, ‘Dersaadet’ der susardı…

 

Babası İşkodra’dan Yemen’e savaşmış

Anlı şanlı bir gazi, Ali Ede derlerdi

Övünmek nedir bilmez, dosdoğru bir adammış

Geceleri Kuran okur, sessiz sessiz ağlarmış…




  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Bir Türlü Sevemedim

İki kişinin omzuna basıp

Bir adam boyu yükselen üçüncünün

Put olduğu bir dünyada

Ben bir ağaç kovuğunda

Yalnızlığı tercih ediyorum.

 

Ne ezmek isterim kimseyi

Ne de ezilmek ayaklar altında

Ben gölgelerin dahi incitilmediği

Kenetlenen saflardaki

Adaleti özlüyorum.

 

Yarım adım geridekinin

Fenafi’r-rehber olduğu

‘Aşırı gitme ha’larla dolu

Önder müsveddelerinin çöplüğünü

Sevmiyorum, sevemiyorum.

 




  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Sam Amcanın Keçileri
Haççe Teyzemin bayırın yüzünde
Babadan kalma, dokuz kardeş bölüşmüş
On dönüm tarlası vardı.
Gözü gibi bakardı
Yadigardı.
.
Taşlarını temizler
Otlarını yolar, ekime hazırlardı.
Bereketli yağmurlar göklerden indi
Yüzü güldü, mahsul iyiydi. 
.
Tam biçilecek vakitlerde
Ekine bir oğlakla bir keçi girdi
Haççe Teyzem öfkelendi
Tarlaya koşuverdi
Hayvanı çıkarayım derken
Böğrüne boynuz yedi
Oracığa kıvrılırken
Yerden aldığı taşı
Keçiye attı ama değmedi.
İşte tam o esnada
Sam Amcanın çobanı
İbrahim Emmi geldi.
Çenesinde top sakalı, keçi gibiydi
Başına bir melon şapka giymişti
Çocuklar bilmem neden,
"Mister Abraham" derdi.



  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Ve Aşk Secde Kıldı

Hayatı kaynağa döktüğüm anda

Bu yola çıkarken dedim: Bismillah

Gerçekten, rüyadan her ne gördümse,

Hep hayıra yordum, hayır inşallah.


Her vardığım yerde gördüm şaşırdım

Yağmurlar sel oldu, düştü peşime

Uykuyu uyuttum, o günden beri

Bir gözleri ahu girdi düşüme.

 

Ne zaman yorulsam gönlümü tuttu,

Zincirsiz götürdü, aslan inine

Şöyle söyleyerek gözden kayboldu:

“Gir beni istersen  aşkın dinine.”





  Yorumlar (1)
1. tebrik
Yazan betül tanrıverdi, on 23-01-2009 23:33
hocam ne diyelim mest olduk.sizi tanımak gerçekten çoook güzeldi......

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

yine Nerdeyim
Her akşam erkenden kapıyı örtün
Siz beni ne gece, ne sabah görün
Yalnızlık başıma yağıyor her gün
Ben kendi sılamda gurbette miyim?
 
Nerde sevdiklerim,nerde ildeşim
Hani anam, babam hani kardeşim
Ömrümün ortağı, eşim , evdeşim
Haberim olmadan hicrette miyim?

 
Bir garip dert ile yaktım bağrımı
Dinlemez , anlamaz, bilmez çağrımı
Gittiğim yol nasıl acep doğru mu
Bilmem ayrılıkta vahdette miyim?

 
Şu simsiyah olmuş bulut ben miyim?
Yol kesen eşkıya , haydut ben miyim?
Yetim duasında umut ben miyim?
Ben neyim şaşırdım kesrette miyim

 
Gayrı gözlerime gölgeler düşer
Aşkın şarabından doldur daha ver
Anla beni benden öte yol gider
Vuslatı olmayan hasrette miyim?



  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Gıtti
Sabah sultan idin, akşam payesiz
Genç yaşında kaldın bak sermayesiz
Yaşadın yel gibi estin gayesiz
Yıllar seni senden çaldı da gitti. 
.
Aşkın deniziyim severim dedin
Sarıldın dostlara, silleler yedin
Öyle acı çektin, sen de beğendin
Çileler saçını yoldu da gitti. 
.
Bir yol ben canana varayım dedin
Gönül sarayına gireyim dedin
Almazsa kapıcı durayım dedin
O ellere sultan oldu da gitti.
. 
Neden duymuyorsun sessiz çağrımı
Ellere demedim gönül ağrımı
Bir acı bakışla yanmış bağrımı
Dostun mızrakları deldi de gitti.
. 
Önünde durulmaz  coşkun bir selin
İfadesi yetmez ağzımda  dilin
Aşkım gün görmemiş bir taze gelin
Ömrünün yazında öldü  de gitti.



  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Severim - I
Göğümüzde özgür özgür süzülen
Ökseye düşmemiş kuşu severim.
Varsın yavan olsun, katık olmasın
Helalinden pişmiş aşı severim.
.
Hak yolda bulunur, gül ile diken
Aşıklar vardır, var nefret eden
Küfrün bellerine, beynine inen
Mazlumun attığı taşı severim.
.
Bir yerde Müslüman şehid olanda
Gönül durmaz, kalem durmaz o anda
Bazen tane tane, bazı zaman da
Sağnak sağnak inen yaşı severim. 
.
şu vefasız dünya, doymaz insana
Bir gün davet gelir, ömür kuşuna
Doğru yolda olan, diri bir yana
Müslümanca ölmüş nâşı severim.



  Yorumlar (2)
1. Severim...
Yazan hasibecan, on 05-03-2007 21:12
Selam Ayten, 
Haberi yeni aldim, bende senin gibi mustesna bir dostun bu mustesna sitene kaydimi oldum... 
Rabbim insaallah hayirlara vesile eder, edeceginede gonulden inaniyorum... 
Siirine yorum yapmaya luzum var mi ki!?! 
Yuregine, gonlune ve kalemine saglik guzelim... 
Bundan sonra buralarda da gorursun kardesini artik... 
Dua ve sevgiyle kal. 
Hasibecan
2. Yazan Afife, on 08-03-2007 11:51
Ayten hanim yukarida yorum yapan arkadas bana yabanci gelmedi. Sayet tahmin ettigim kisi ise kendisi ile rotterdamda pek gorusemiyoruz:) Sizin vesileniz ile belki sitenizde hasret gideririz. Evet hasibe haniminda dedigi gibi yoruma ne hacet. Kaleminizin ucu tam yaraya batiyor. Yaradilani sevmek yaradandan oturu.  
Saygi ve selamlarimla.....

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Hayranlık

Toprağa gark olup candan geçince

Bedenimden türlü otlar bitecek

Görmedin mi nasıl şekil alıyor

Yeşiller içinde kırmızı çiçek.

 

Bilincim sarhoştur, âleme hayran

Baktım her varlığa mucize her yan

Toprak gibi dersem: “Derdime derman”

Gökyüzü gönlüme rahmet dökecek.




  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Nerdesin?
Sevenlerin terk etse, onlar yurduna gider
Sen muhacir kalırsın bulunduğun her yerde
.
Konuşan kalabalık doldursa dört yanını
Yine dersin: “Yalnızım, benim dostlarım nerde?”
.
Sıla gurbet, söz gurbet, bahar gurbet, yaz gurbet
Anlamaz kimse bunu, düşmedikçe bu derde
.
Hüznünün şebnemleri gün ışığı göremez
Donan tebessümlerin gönlüne gerer perde
.
Sarıldığın dert şifa, tüm şifa kederdedir
Bülbül vefa göremez gül kırmızı güllerde
.
Dil susar, göz yerdedir, her gördüğün perdedir
Sadakat Anka’sının adı kalır dillerde
.
Umutların tükenir, baş düşer, bel kırılır
Eğer halden anlamaz yakın olmuşsa bir de
.
Seslenirsin bunları anladığın demlerde:
“Neredesin ey ölüm! Yetiş, nerdesin nerde!”



  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Sırtında Ne Var?

Heeeey, merhaba!

Ne işin var

Oymalarla kakmalar arasında

Aldığın hava nereden gelmekte

Nereden görünüyor sana gökyüzü

Hiç mi basmıyorsun ayağını toprağa

Yollarını altın simle döşesen

Menzili mezar

Bir gün olur kopar sende kıyamet

Sırtında ne var?

 




  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

NİYAZ

Kerem eyle, kaybolduğum yerde ara bul beni

Çıkmazlardan döndür de tut elimden al beni

Teselli verme sakın, silme gözyaşlarımı

Kaçılan hangi dert var, hep onlara sal beni.

 

Seneler senesi hep, aradım durdum seni

Beynimin ortasından, nara yaktın sen beni

En hassas noktasından parçalar yüreğimi

Bu ağaçtan vahşice, kırılan her dal beni

 

Bu sevdanın hasreti gönlümde yanardağdı

Sağlar ölü bu şehirde, ölüler sağdı

Girdaplardan girdaplara sokarak boğdu

Tutunduğum her bir el, sarılan her kol beni.

 

İstemem ne yer, ne yar, tek Sen yetersin bana

Beynim Sen’den tarafa, yüreğim Sen’den yana

Ben keder ve hüznümü açacağım hep Sana

Anlamaz yarattığın topraktan bir kul beni.


  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Büyür Elbet

Sevilecek neresi var, lisan çamur, yürek çamur

O çamurun ortasından parıldadı sanki bir nur

Gönülleri yıkamaya yola çıktı birden yağmur

Damla damla inen rahmet, çisil çisil büyür elbet.

.

Doğru demem gerekir mi elin doğru  dediğine

Alıversem doğrumuzu koysam burcun gediğine

Bakma şimdi mazlum olup zulme boyun eğdiğine

Emekleyen umudumuz, nesil nesil büyür elbet.

.

Yaylalarda say taşlara, umutsuz tohum ekmiştim

Rahmet olsa gözyaşları belki de çıkar demiştim

Esen yelden koruyordum el yolmuştu ben dikmiştim

Emek verdiğim goncalar usul usul büyür elbet.

.

Umutsuzluk neyin nesi, elbet hedefe erilir

Hem  burada hem ötede aşkın hasadı derilir,

Bereketli gecelerde sevdam vahiyle dirilir,

Öğrendiğimiz ayetler fasıl fasıl büyür elbet.

 

                                                                                            Ayten DURMUŞ

 




  Yorumlar (2)
1. inşaallah
Yazan ahmet, on 05-03-2007 14:29
kaleminize sağlık ayten hanım. sabırla, gayretle ve dua ile büyüyecek inşaallah.
2. umudumuz
Yazan Afife, on 08-03-2007 20:07
Ahmet beye katiliyorum ayten hanim. Insaallah emekleyen umudumuz, nesil nesil buyuyecek.

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Severim - II

Severim ayranı tasta içmeyi

Dayısı olmayan köprü geçmeyi

Asrın putlarına kefen biçmeyi

Küfre isyan eden dili severim.

 

Nasıl aydınlatsın ışığı mumun

Şanlı yük üstünde güçsüz omzumun

Yoksulun, yetimin, garip mazlumun

Ellerinden tutmuş eli severim.

 

Dosdoğru yol varken eğri gidemem

İnsan putlarından ilah istemem

Şu bozuk yollara sırat diyemem

Kur’an’da söylenen yolu severim.

 

Örümcek ağından yuvalar kurma

Sana zulmedenin halini sorma

Kulluk isteyenin semtine varma

Yalnız Rabb’e bağlı kulu severim.

 

Dağlar dar gelir de nefes almazsam

Ovada dinimi konuşamazsam

Şehirde putlardan yol bulamazsam

Tevhidi yaşarsam, çölü severim.

 

Bana ne, onların mülkü fazlaymış

Hisseler, senetler, tapu gırlaymış

Rabb’imin sevdiği yolda harcanmış

Altın şöyle dursun, pulu severim.

 

Çözüm iflas edip, bittiği zaman

Küfür sağnak inse, kopsa bir tufan

Rükusu bir ömür Rabb’ime olan

Küfre bükülmeyen beli severim.

 

Konuşursam eğer, sustururlarmış

Hani hak, özgürlük palavralarmış

Beni ağlıyorken yalnız koymamış

Şebnemle süslenmiş gülü severim.

 

Bunların hem Çan’ı, Kaya’sı varmış

Hakkımda tutulan dosya kabarmış

Beni öz yurdumdan kovacaklarmış

Ben de beni seven ili severim.

 




  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Suçlu Biziz

Çorap örmektesin kendi başına
Zehir katmaktasın mazlum aşına
Tükürme ceddinin mezar taşına
Onların yurdunda yaşayan biziz.
 .
Can veren canana mezarlar kazma
Gördüğün zulümleri sulara yazma
Üzülme tuğyana, tâguta kızma
Onları sırtında taşıyan biziz.



  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Gülümsedim

Afili sözlerine ‘Vay anam be!’ dedirten

Bir yamulmuş görüşün rüzgârında seğirten

Yaşanmamış ömrümde ya çıkmaz, ya çukurdun

Belimdeki ağrıydın, sırtımdaki kamburdun.

Kutsanmış zehir sunup kanlım oldun sevgilim,

Yıldırımlar artığı Semud’dan kalmış ilim

Kendimi bu şehirde kaybetmedim arama

Başka bir şehirdi o, tuz basardı yarama

Orada anlatıldı yazılmamış hayatlar

Gençliğime benzeyen unutulmamış tatlar…




  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Yedi Başlı Yalan

Saçlarıyla kendini örten kişi,

Bilmez, benim ülkemde bulunur

Burada Kuran’sız Müslüman

Das Kapital’siz komünist olunur.

 

Kendi gözünden düşeni

Kendi ayakları altında kalanı

Kim kaldırabilir… kendinden başka

Kim öldürür yedi başlı yalanı.

 

Kaybolarak öğrendiğim şehirleri,

Nasıl unuturum! Ah, sevgili dostum

Kavakların söylediği türküleri,

Dibinde dinlemekten mutlu bir kumdum

 

Deniz bitti, yol bitti, tüm bağlar koptu,

Suçlusun, herkesi kaptan saydın,

Babası ölmüş tek şehzade gibiyim,

Başım sağ olsun ve gözüm aydın.

 

Kendime müjdeler olsun, şükür ki yok

Allah’tan başka Sahib-i Zaman

Ben tanımıyorum Allah’tan başka

Gaybın ve her şeyin nabzını tutan

 

Asanı koy, çarıklarını çöz, yükü at,

“Eğil ve kapan” sükûta sebep çok

Elbet anlayacaklar beni insanlar,

Fazlasını söylemeye artık gerek yok.




  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Umut

Saçımı ağartan emanet verdin

Evlat sorgusuyla yorma  Ya Rabbi

Kemalatım noksan kusurla geldim,

Settar’sın yüzüme vurma Ya Rabbi

 

Elimle taşıtma, yakan narımı

Yar bildim ey Yaran, Sen’in yarını

Noksanımın bir bir hesaplarını

Utanırım n’olur, sorma Ya Rabbi

 

Boyun büktüm, emir Sen’den: “İSTEYİN”

Ne istediğini mi sordun köleyin

“Aşkımdan, sevgimden başka bir şeyin

                “Üzerinde fazla durma Ya Rabbi.




  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Sülalemin Meskeni
Hapishane mesken olmuş neslime
Selam edin dayım ile emmime
Sorarsanız eğer dedem Kerim’e
İte “İT” dediği için suçluymuş.
. 
Teyzemin tek oğlu olan Süleyman
Halamın ortanca damadı Osman
Elin karısına yan gözle bakan
Puşta “PUŞT” dediği için suçluymuş.
. 
Eniştem Hüseyin köye gelirken
Yıllardır yan gelip geviş getiren
Daim çifte ile  hatır deviren
Ata “HÖST” dediği için suçluymuş.
. 
Babam ağır ağır yolda giderken
Bilenden ahvali soralım derken
Herkesin  içtiği suya işerken
İte “HOŞT” dediği için suçluymuş



  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Emmi, Bırak Beni

Emmi, bırak beni, moralim çok bozuk,

Bugün bir çocuğa, bir sarhoş vurmuş

Çocuk çiçeklerin üstüne fırlamış

Çiçekleri bir ihtiyar ölmeden üç ay önce dikmiş

Diktiği yer çocuklarının müteahhide verdikleri

Eski evin bahçesiymiş

Bahçede evlendikleri günün anısına

Eşiyle diktiği elli yıllık bir ceviz

Her çocuk ve torunda dikilen ağaçlar

Bu ağaçlarda salıncaklar, çocuklar sallanırmış

Bir güneye bir kuzeye, bir doğuya bir batıya

Esen rüzgârla gelmiş bulutlar

Bulutların yarısı rahmet yarısı zahmetmiş

Hiç şaşırmadan boşaltmışlar damlaları




  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Bilemiyorum

Öteden beriye nakil verene

Bir çirkin su iken şekil verene

Beynimi yaratıp, akıl verene

Nasıl şükür etsem bilemiyorum.

 

Secdeye varınca, nazım adına

Yüreğimde saklı sızım adına

Yar adına, oğlum, kızım adına

Nasıl şükür etsem bilemiyorum.




  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Bu Eşek Kimin?

Ey yaşamak gayesini çoktan unutmuş insan

Yaşadığın ev kimin, yediğin ekmek kimin?

 

Sarılıp kucaklarsın malım mülküm diyerek

Yer yine de doymazsın, yediğin yemek kimin?

 

Ala, şala bezendin, karayla sürmelendin

Endamını beğendin, giydiğin gömlek kimin?

 

Hasat bizim tarladan, çalışan rençper biziz

Senin batıl adına tuttuğun elek kimin?

 

Denizler dar gelirdi, okyanusa sığmazdık

Deve kuşu kafalı, yüzdüğün gölek kimin?

 

Sen de babayım, diye, salınıp seyran etme

Anası belli, lakin öptüğün bebek kimin?

 

Soyun, sopun bizdendir, ceddin bize benzerdi

Giydiğin şalvar bizden, yırtmaçlı etek kimin?

 

Şerbeti beğenmedin, karpuza burun büktün

Kavunu tekmeleyen, yediğin kelek kimin?

 

Ben helale titrerken, aşıma haram kattın

Şu katık eylediğin tuzsuz çökelek kimin?

 

El sendendir belli ya zemberekli demokrat

Vuran kol senin gibi, tuttuğun kötek kimin?

 

Sen zalimsin belli bu, ceddini reddeyledin

Dedenin ahırında, sahipsiz eşek kimin?

 




  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 
Kirazlı Bahçe Yazdır E-posta

Evimizle o ev arasında bir ev vardı. Balkona çıktığım zaman bahçe gözlerimin önündeydi. Diğer bütün bahçelerle kıyaslandığında en güzel bahçenin o olduğu hemen fark edilirdi.

Bir amca ve teyze, neredeyse bütün günlerini orada geçirirlerdi. Bu sebeple ağaçlar çok bakımlıydı. Başka meyve ağaçları da vardı ama kiraz ağacı bize göre en önde olduğundan gözlerimi ondan ayıramazdım. Ayırmama gerek yok, zaten ağaç kendini gözümün içine içine sokardı.

Bahçe eve göre arka taraftaydı. Evin kapısı asfalta açılıyordu. Güzelliği hemen fark edilen, altı dükkan, üstü on daire olan bu apartmanın çocuklarından hiç birisini bahçede görmemiştim. Öğrendim ki bahçe kapısı sürekli kapalı tutuluyormuş, zaten duvarın üstü de tel örgülerle kapatılmıştı.

Bazı büyükler bu bakımlı bahçeden çiçeklerine toprak istemeye giderlerdi. Bin merasimle toprak verilirdi. Bu durum beni hep öfkelendirmiştir. Allah’ın toprağını vermeye nazlanıyorlardı. Ben anlamıyordum, ama toprak çok iyi cinsmiş. Zaten sürekli bellenir, çapalanır, hiç yabani ot bırakılmazdı.

Bahar yavaş yavaş yaza dönüşüyordu. Havalar ısındıkça balkonda oturma sürem artıyordu. Her balkona çıktığımda, komşunun kiraz ağacı, gözlerini gözlerime dikip, tebessüm ederek;

“ Gel” diyordu.

Sanki bana âşıktı. Kiraz ağacı ağaç değil, sanki komşunun güzel, tatlı, utangaç kızıydı.

Okulların kapanmasına az bir süre kalmıştı. Yazılılar, sözlüler bittiği için oynamaya daha çok vaktim oluyordu. Bu dönemde mahallemizdeki arkadaşların her birinin o kiraz ağacına vurgun olduğunu öğrenmiştim. Herkes ona âşık, o nazlı nazlı salınan, gün geçtikçe cazibesi artan bir dilber.

Saklambaç oynuyorduk. Hepimiz koşarak saklandık. Ben farkında olmadan, biraz çukurda olan bu bahçenin kapısının önüne gelmiştim. Çömeldim, görünmem mümkün değildi. Demir kapının kenarından bütün bahçe görünüyordu. Kiraz ağacı da beni gördü; yemyeşil yapraklar, yeni kızarmaya başlayan kirazlar.......

-  Neden hiç gelmiyorsun?

-  .............

-  Hadi gel.

Dilim tutulmuştu, işte yine beni çağırıyordu.

-  Ben günlerdir seni bekliyorum.

- .....( Cesaretimi topladım, heyecanımı yatıştırarak) Nasıl gelebilirim, kapı kilitli, sen tel örgüler arkasındasın.

-  Demek sen gelmek istemiyorsun?

-  Hayır elbette istiyorum.

-  Gerçekten isteseydin mutlaka bir yol bulurdun.

Sesimi çıkaramadım, kirazların güzelliği beni büyülemişti. Ağzımı açsam bile ne diyeceğimi bilemiyordum.

Tepemde bir karaltı:

- Ne geziyorsun burada oğlum?

- Saklambaç oynuyorduk amca

- Git başka yerde oyna, görmeyeyim bir daha burada seni.

Çıktım, sobelendim. Duvarın kenarına oturdum. Arkadaþlarım da keyfimin kaçtıðını fark ederek yanıma geldiler. Onlara adamın bana kızdığını anlattım. Çocukları sevmeyen bir insanın başka bir şeyi sevebilmesi mümkün müydü? Bu cümleyi kimden duydum bilemiyorum. Ama kim söylemişse güzel söylemiş. Artık bu adam, gözümde bütün dünya insanlarından nefret eden, eli kanlı bir katil, dünyayı kana bulayan zorba bir diktatördü. Üstelik benim sevdiğim o güzel kiraz ağacını da kapı ve tel örgüler ardına hapsetmişti.

Akşam üstü balkonda oturuyorduk. Hafif esintiler getiren ılık bir hava vardı.

- Kiraz ağacı kokar mı anne?

- Bilmem, herhalde kokmaz.

Hayır, annem, kiraz ağacının kokusunun olup olmadığını bilmiyordu. Kokmaz olur muydu? ışte bakın, dünyanın en güzel kokusu ağaçta bir nokta  da toplanıyor, doğru burnuma geliyor, oradan beynimi doldurarak bütün iç dünyamı felç ediyordu. Kiraz ağaçları elbette kokuyor. Hem de dünyanın en güzel kokusuna sahipler.

ıçimden anneme kızdım, çok şeyi bildiğini sanıyor ama gördüğünüz gibi kiraz ağacının kokusunun olup olmadığını bile bilmiyor. Biraz bilmiştir, ama gördünüz hiçbir işe yaramadı. Çevredeki kadınlara pek benzemez. Ben bazen böyle bir annem olduğu için seviniyorum, bazen de öyle şeyler söyler, öyle şeyler yapar ki beni çıldırtır. En çok eşref saatindeki konuşmalarını severim, o konuşmaya başlayınca ben de müthiş bir haz alırım, ikimiz adeta konuştuğumuz konuyu an be an yaşar gibi bir halet-i ruhiye içine gireriz.  Bunu ona değil, size söylüyorum tabi. Ona söylesem, zaten yeterince bilmiş, biraz daha artırmayayım. Neyse fena değildir canım, gene de idare eder işte.

Annem doğal beslenmeyi seven bir insandır. Hazır meyve suyu yerine, bol meyve yenmesine taraftardır. ışte ellerinde meyve dolu tabaklarla geldi. Kiraz, erik, kayısı vs. Tabaktaki kirazla ağaçtakini karşılaştırdım. Tabaktaki daha sıcak bölgelerin kirazı olduğundan önce kızarmıştı. Koyu kırmızı ve çok tatlıydı. Ağaçtakiler henüz kızarmaya başlamıştı, yarısı beyazdı ama eminim dünyanın en tatlı kirazlarıydı.

- Kirazları neden yemedin oğlum?

- Canım istemiyor anne.

Annem gülerek;

- Nasıl canın istemez, sen tek kelimeyle bir kiraz canavarısın.

- Anne dışarı çıkacağım.

- Yemek vaktinde evde ol tamam mı?

- Tamam.

Çıktım. Hemen aynı yaşlardaki arkadaşlarla toplandık. Arkadaşlarım kirazlı bahçenin sahibine çok kızgındılar. Bahçeye düşen top için hepsine kızmış, topu patlatıp dışarı atmış. Geçen yıl bahçede yakaladığı birinin neredeyse kulağını koparıyormuş. Asık yüzlü, huysuz, dünyanın en kötü adamıydı. Dünyada ondan daha kötü, ikinci bir kişi olamazdı. ( Dünyayı yakından tanıyorum ya?!) Konuştukça ona olan kızgınlığım artıyor, onu bir kaşık suda boğmak parçalamak istiyordum. Vahşi, katil, azgın, zorba, diktatör, vatan haini, pis casus, sen bizden biri olamazsın.

Son cümlemle birlikte akşam ezanı okunmaya başladı. Annemle babam, beni camiye yönlendirmeye çalışıyorlardı. Ezan okunduğunda evde ise babam kendisiyle camiye götürmeye gayret ediyor, yoksa annem beni yollamaya çalışıyordu. Camiyi sevmeye başlamıştım. Arkadaşlarım da yavaş yavaş benimle geliyorlardı. Annemin dediğine göre, ben onların camiye gitmesine sebep olduğum için kat kat sevap kazanıyormuşum. Arkadaşlarım, benim;

- Hadi gidelim, dememi beklerlerdi. Caminin çeşmelerinde çabucak abdest alıp, büyük adam edasında namaza dururduk.

 Biz duvarın üstünde kederli ve kızgın bir şekilde oturup, ne yapacağımız düşünürken, işte tam o esnada, vatan haini, casus başına beyaz takkesini takmış, seri adımlarla camiye akşam namazına gidiyordu.

- Hadi gidelim, dedim. Adamın arkasından gidiyorduk. Onunla aynı yeri paylaşmak durumundaydık. Birlikte olmak hiç hoşuma gitmemişti.

Biz camiye gittiğimizde, abdest alıp namaza durmak için hazırlanırken, bazı büyükler başımızı okşar, sanki bizi bakışlarıyla kucaklar, tebessüm ederek:

- Maşallah, barekallah, la kuvvete illa billah, derlerdi. Güzel bir şey olduğunu, annemden biliyorum, o da bir şeyi beğenince veya bir şeye sevinince böyle derdi. Bize böyle diyen amcaların nedense sevindiklerini hissediyordum.

Namaz bitti, camiden çıktık, yine dünyanın en azgın, eli kanlı katilinin ardında yürüyorduk. O evine döndü, biz duvarın kenarına oturduk. Hava hızla kararıyordu. Sanki karanlık etraftan ilgimizi koparıp, bir noktaya odaklanmamızı sağlıyordu. Tabi o nokta, sallanıp duran kiraz ağacıydı. Bir süre sessizlikten sonra;

- Yatsı vakti adam camiye gidince.....

Gerisini söylememe gerek yoktu. Herkes zamanı tespit etmenin, ne yapılacağını bilmenin, düşmanla savaşı başlatmanın verdiği rahatlıkla gülümsedi.

Evlerden sesler geliyordu. Akşam yemeğine çağırılıyorduk. Dağıldık. Yemeği yiyip balkona çıktığımda, sevgili kiraz ağacıma baktım. Alaca karanlık içinde, nazlı, uzun boylu bir güzel gibi esintiyle salınıp duruyordu.

- Gel, dedi

- Geleceğim dedim. Tebessüm etti.

- Beni çok bekletme

- Birazdan oradayım. Tebessümü arttı.

- Anne dışarı çıkıyorum.

- Seslendiğimde duyacağın yerde ol.

Çıktım, arkadaşlarım da çıktılar, beş kişi olmuştuk. Heyecanlıydık. Heyecanlı ve sessiz, arada bir saate ve gökyüzüne bakıyorduk. ışte ezan okunmaya başladı. Kirazlı bahçenin sahibi, anında kapıda göründü, gidiyordu. Düşman kaleyi terk etmişti. Biraz bekledik. Karanlıkta yavaşça;

- Hadi, dedim. Herkes ne yapacağını biliyordu. Duvarın dibine geldik. Biri eğildi, onun sırtına basarak duvara çıktık, en sonunda onun da elinden tutup duvarın üstüne çektik. Yavaşça tel örgüyü geçip bahçeye atladık, toprak yumuşacıktı. Ağacın altına geldik.

- ışte geldim, buradayım, dedim içimden.

Beşimiz birden kiraz ağacına saldırdık. Koparabildiğimiz kirazları ceplerimize, cepler dolunca da koynumuza doldurmaya başladık. Korkumuzdan ölecektik. Kirazın yaprakları yolunmuş, bazı dalları kırılmıştı.

Tuğrul:

- Yeter artık, hadi gidelim, kimse annesine söylemesin, dedi.

Cahit eğildi, omzuna basarak duvara çıktık, onu da çekerek yine tel örgüye takılmamaya gayret ederek, kapının üstüne geçtik ve teker teker atladık. Korkarak koşup, bir köşeye oturduk. Herkes kirazları yemeye başlamıştı.

- Daha tam olmamış

- Ham daha

- Çok yerseniz karnınız bozulur.

- Ne yapacağız bunları

- Ben eve götürsem annem kızar

- Atmayın yazık, nimettir, yiyip bitirelim.

Herkes kendine ait olanı zorla bitirmeye çalışırken annemin sesi geldi:

- Talhaaaa, Talhaaaa

- Efendim anne

- Kapıya gel, gezmeye gidiyoruz.

- Tamam anne.

Babam aşağıya inmiş, arabanın küllüğünü falan boşaltıyordu. Küçük kardeşim de inip yanımıza geldi ve tabi çekirdeklerden, herkesin avuçlarındakilerden durumu anladı.

- Al şunları anneme söyleme, dedim. Sus payını eline aldı.

- Nereden aldınız?

- Kamil Amca’nın bahçesinden.

- Yıkadınız mı?

Böyle sinir bir şeydir kardeşim.

- Yooo, nerede yıkayacağız

- Adam ağaçların hepsini ilaçlatmıştı, ya zehirlenirseniz

- Ye sen ye, hiçbir şey olmaz, biz yedik bak bir şey olmadı.

Her birini iyice silerek birkaç tane yedi. Beğenseydi, ortak olabilirdik, sırrımızı saklardı. Ama baktı ki tadı yok;

- Al bunları istemiyorum.

Eyvah, kardeşimin böyle yapması, her şeyi anneme anlatması anlamına gelir.

Tam tahmin ettiğim gibi oldu. Aşağıya inen annem, bir dakika sonra yanımızdaydı. Hepimize birden:

- Niye yaptınız bunu?

- ........

- Evinizde yok muydu yavrum?

- ..............

Annem de  neticede bir kadın işte, erkeklerin dünyasını ve ölçülerini bilemez. şimdi hangimiz ona, bunun hırsızlık değil, “ güçlerin çatışması” veya “güçlerin boy ölçüşmesi”, dünyanın en kötü adamına verilmiş bir ceza, hatta kesilen topun alınmış intikamı olduğunu söyleyebilirdi? Söylesek ne anlardı?

- şimdi beni iyi dinleyin, yarın sabah saat onda burada olacaksınız, iki kilo kiraz alacağım, götürüp adama vereceğim, siz de benimle gelip adamdan özür dileyeceksiniz tamam mı? Gelmeyen olursa ailesine haber veririm.

- Teyze o adam bizi öldürür.

- Topumu kestiği gibi beni de keser

Başımı eğdim, içimden haykırıyordum.

- Anne senden nefret ediyorum, sen dünyanın en kötü annesisin, öz oğlunu bu vahşi adamın dövmesine sebep olacaksın.

Ama o anda sesimi çıkaramadım, çünkü ; az ötemizde babam vardı.

Gece huzursuzluktan uyuyamadım. Adamın vahşi, cani çehresi gözümün önüne geliyor, beni korkutuyordu.

Annem balkon yıkıyordu. Derken bir adamın sesi gelmeye başladı, ben de çıktım. Gök gürlüyordu sanki, adam kuduruyor, çıldırıyor, sesi duyup balkona çıkanlara, bahçesine girip ağacını yolanları görüp görmediklerini soruyordu.

Yan evden bir yaşlı amca:

- ıki kilo kiraz için, ne var bu kadar bağıracak, dedi.

Bu onu daha da kızdırdı. Kirazlarını çalanı bir bulursa, geberteceğini, öldüreceğini, bacaklarını kıracağını söylüyordu. Kirazlı bahçenin sahibi dakikalardır haykırıyordu. Sapsarı olmuştum.

Yaşlı amca;

-   Sen de bir tabak toplayıp vereydin çocuklara, dedi. Ne kadar haklıydı adam.

-   Daha oldu mu ki vereyim?

-   Sanki olduğunda verirsin de....., diyerek içeri girdi.

Bu amca kirazlı bahçe ile bizim evin arasındaki evde oturuyordu. Epeyce yaşlıydı, yarısı siyah yarısı beyaz sakalları vardı. Cepleri her zaman dolu olurdu. şeker, üzüm, ceviz, en iyilerinden çikolatalar her zaman hazırdı. Camiye gidiş gelişi esnasında, elini cebine atar, ne çıkarsa çocuklara, çocukları gördüğü anda dağıtır, verirken hemen;

- Besmele çek, sağ elinle al, sağ elinle ye evladım, nasıl çekecektik yavrum, Euzübillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, hadi söyle bakayım, derdi.

Dopdolu avuca bakan çocuk, bir an önce vuslata ermek için, derhal aynı sözü tekrarlardı. Hepimiz onu görünce, bir şeyler bekleriz, o da hep hazırlıklıdır zaten. Annem bu amcayı çok seviyor. Geçenlerde bir gün babama;

- Murat Amca, liseden çıkıp yolun kenarındaki duvara tüneyen çocukların önüne çömelmiş, nasihat ediyordu yine. Ne iyi insan, yaşlılarımızın yüzde onu, onun gibi olsa, yeni nesil daha iyi olabilirdi, diyordu.

Annem, kirazlı bahçenin sahibine hâlâ dikkatlice bakıyordu. Biraz kızdığını anladım.

- Ahlâksız adam, dedi yavaşça, sonra işine devam etti.

Saat ona geliyordu, arkadaşlarım aşağıya mecburen gelmişlerdi. Annem onları gördü, anneme o kadar kızgındım ki bu konuyu hiç konuşmuyorduk, ama benim suratımdan bütün düşüncelerimi okuduğundan eminim.

- Yukarı gelin çocuklar, dedi.Geldiler.

- Hadi balkona çıkın , dedi.

Hep beraber çıktık, oturduk. Kimsenin sesi çıkmıyordu, annem içeri girdi, az sonra tepsi üzerinde koca bir tabak kirazla geldi.

- Alın yiyin çocuklar, bakın bunlar daha tatlı, daha güzel, hem de helal.

şaşkın bakışlarımıza güldü.

-    Bir daha asla çalmamanız şartıyla bu seferlik olayın üzerini örtüyoruz tamam mı?

Herkes gülümsemeye başladı, rahatlamıştık, durur muyuz, hemen kirazlara saldırdık. Gerçekten daha tatlı, daha güzeldi. Annem dünyanın en iyi, en olgun, en özel, en kiraz gibi kadınıdır, zaten her zaman böyle düşünüyordum, ne harikasın canım annem, seni seviyorum.

“Allah Allah bu kirazlar gerçekten de çok tatlı.”

 

 

                                                        Image

 

 

 

 

                                                       

 




  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 
< Önceki
@Ayten DURMUŞ