Başarı değerlendirmesi yapabilmek için öğrencinin hayatını bireysel, ailevi, eğitsel, toplumsal hayat olmak üzere dört bölüme ayırabiliriz. Bu bölümlerin ortak başarısına “yüksek başarı” diyoruz. Tüm insanlar gibi, öğrenciler değerlendirilirken de parçacı yaklaşılmamalıdır. Öğrenci, yalnızca aldığı notlarla ve sınav sonuçlarıyla başarılı veya başarısız sayılırsa, bu eksik bir değerlendirme olur.
Dokuz yaşımdayım. Üçüncü sınıftan dördüncü sınıfageçtim. Karnemi büyük bir sevinçle eve getirdim. Benden iki yaş büyükağabeyimde aynı sevinçle karnesini eve getirmişti. O en çok artık yakakullanmayacağı için seviniyordu. Annemle babam, beş yıl boyunca ona uygun yakabulmakta zorlandılar. Geçen yıl büyük bir mağazadan en az üç kat fiyat ödeyerekaldıkları yaka ile okulu bitirdi. Hatta bir ara annem, yakanın düzgün durması için,önlüğün yakasına ayrık iki düğme dikmişti. Ağabeyim sanki çok büyükmüş gibi:
- Anne ya, çocuk gibi böyle istemiyorum, sök bunları,diyerek yeniden tek düğme diktirmişti.
Evde annem bizi bekliyordu. Karnelerimizin nasılolduğunu çok iyi bildiği halde, sevinç çığlıkları attı, bizi kucakladı.
- Aferin yavrularım aferin, diyerek bize sımsıkısarıldı. Biraz duygulandığını hissetmiştim.
Annem, beklemediği ve istemediği zamansız tayini (sürgünmüş bu) nedeniyle raporlu olduğu için öğrencilerine karne verememişti.
Beraber dışarı çıktığımız zaman çok sık olarak,annemin öğrencileriyle karşılaşıyoruz. Onlar annemi özlediklerini söylüyorlar.Bana göre annem de onları seviyor ve özlüyordu.
Eve geldikten yarım saat sonra dedeme telefon ederek,karnemi aldığımı ve hepsinin pekiyi olduğunu söyledim. Dedem de beni tebriketti. Tabi ağabeyim ve ben karnemizi ona götürerek bahşişimizi daha sonraalacağız.
Öğretmenim, annemin durumunu benden sık sık soruyorve selam yolluyordu. Beni seviyor, başarılı bir öğrenci olduğum için:
-Fatmagiderse, tahtaya kalkan da olmayacak, Fatma sen gidersen sınıf boş kalacak,diyordu.
Bu sözlerin ne anlama geldiğini tabi ki biliyordum veyarı mahcup bir tebessümle gururlanıyordum.
Anlamadığım husus bizim neden gitmek zorundaolduğumuzdu. Halbuki annem, öğretmenimizi beğendiği için, ben ilk okulubitirene kadar başka bir okula geçmeyi düşünmüyordu.
Bizim dedemle telefon görüşmemiz henüz bitmişti kikapının zili çaldı. Açtık, annemin öğrencileriydi, evlerine gitmeden bizegelmişlerdi. Ortaokulu bitirmişlerdi. Hepsinin gözleri ıslaktı, belli kiayrılacakları için ağlamışlardı. Az sonra tekrar zil çaldı, bu da bir başkagrup öğrenciydi. Yerlere de oturmalarına rağmen salona sığmadıkları için diğerodamıza geçtiler. Annem hepsinin karnelerine teker teker baktı, ayrı ayrıkonuştu, iltifatlar etti.
Onlar da annemi çok merak ediyorlardı. Annem durumunukısaca özetledi ve ülkenin genel durumundan bahsetti. Bilmiyorum anlıyorlarmıydı, ama ben çoğunu anlamıyordum. Herhalde anlıyor olmalıydılar ki zamanzaman;
-Amahocam....., diyerek söze başlıyor ve sorular soruyorlardı.
Bir süre sonra kalktılar ve gittiler. Annem çoküzgündü.
Geçen yıl haberleri seyrederken üniversiteyegirmeleri yasaklanan baş örtülü kız öğrenciler gösterilince kalkar gider,mutfakta buzdolabının yanındaki sandalyeye otururdu. Bilirdik biz o zaman,annem ağlıyor.
Doğrusu neye ağladığını fazla anlamıyordum amaağabeyimle ben ders çalıştığımız masada sessizce birbirimize bakıyor, sonrahaberleri anlamaya gayret ediyorduk. Annemin haberlerin bu kısmını dinlemesinihiç istemiyordum, çünkü çok acı çekiyordu.
Ağabeyimle ikimizin ayrı bir odamız var. Bunaseviniyoruz, çünkü önceki evimizde ayrı odamız yoktu. Şimdiki odamızda bize aitolmayan çamaşır makinesi var. Yer olmadığı için çamaşır makinesi de bizim odayamonte edildi. Üstünü masa gibi kullanarak fazla kitaplarımızı ve diğermalzemelerimizi koyuyoruz. Oyuncaklarımız da kendi odamızda. Sadecekıyafetlerimizin birazı annemle babamın odasında, birazı da salonumuzda bulunanküçük kitaplığın alt gözlerindeydi. Annem kaç kere bize muşambadan seyyar birçamaşır dolabı almak istemişse de düşündüğü gibi bir şey bulamamıştı. Şimdilikböyle.
Odamız genelde dağınıktır. Bazen annem bize kızar;
- Çocuklar bu odayı böyle çöplük haline getirmesenizolmaz mı? İt eniğini kaybetse bulamaz, diyerek sağı solu toplamaya başlar.
Okul kapandıktan sonra annem bizim odamıza pek fazlauğramadı. Herhalde artık dağınıklığımızdan usanmış olmalı diye düşündük.
Bir gün biz salonda televizyonda çizgi filmseyrederken geldi:
- Çocuklar ben odanızı elden geçireceğim, bençağırana kadar sakın gelmeyin, dedi.
Eyvah, bu hiç iyi bir haber değildi.
Annem mutfaktan birkaç tane büyük siyah poşet alarakodamıza girip kapıyı kapattı.
Yarım saat sonra yanına uğradım:
- Anne sadece sana bakacağım, dememe rağmen dışarıçıkardı. O da biliyordu ki ben hiçbir şeyime kıyamam, hatta çok küçülenelbiselerimi;
- Onları benim çocuklarım giyecek, diyerek kimseyevermesine razı olmazdım. Şimdi artık göremeyeceğim yerde birilerine veriyor bende hatırlamıyorum.
Tam bir buçuk saat sonra annem odamızın kapısınıaçtı. Her yer düzene girmişti. Kenarda üç tane büyük siyah poşet, içleri doluağızları bağlı olarak duruyordu.
Annem bize bakarak;
- Bunların ağzı açılmayacak, dedi.
Ağabeyim odanın sadeliğine ve toparlanmışlığınabakarak;
-Anne herşeyimizi mi attın, dedi hepimiz güldük.
Ben hemen poşetin birini göstererek:
-Şunda ne var,dedim. Annem;
-Bitmişdefterler.
-Şunda?
-Artık sizinişinize yaramayacak kitaplar.
-Şunda?
-İşe yaramazıvır zıvır, dedi.
Poşetleri aldı ve çöp gününe kadar durması içinbanyonun bir kenarına koydu. Bize
-Çocuklar,kağıtlar ayrı toplanıp yeniden işlense daha az ağaç kesilir hem de dışarıyakağıt için daha az para öderdik, dedi.
Annemle ağabeyim bu hususta konuşmaya başladılar.Ağabeyim oldum olası büyük gibi davranmaktan ve konuşmaktan hoşlanır. Annem deonu ciddiye alır, ona büyük gibi davranır ve her sorusunu önemli bularak uzunuzun cevaplardı. Belki bu durum, mesleki alışkanlık sebebiyle böyle bilmiyorum.Annemin dediğine göre ağabeyim daha küçükken de böyleymiş. Hatta beşyaşındayken tam bir sene babamın gömleklerini ve kravatlarını kullanmış.Bilmiyorum sonra nasıl vaz geçmiş veya annem o zaman kızmış mı? Belki de bu,şimdi benim, annemin bazı kıyafetlerini büyüyünce bana vermesini istemem gibibir şey. Annem her zaman gülerek;
-Tamam seninolsun, şimdilik arada sırada ben giyerim oldu mu, diyor.
Ben bazen annemin kokularını kullanıyorum, azıcıktabi. Ama yine de hemen biliyorlar. Babam o zaman, beni kucağına alıpgıdıklayarak;
-Hanım, bu kızbu işlere biraz erken başlamadı mı, diyor.
Belki de ağabeyimin gömlek ve kravat hikayesi deböyle bir şey.
Aradan tam yirmi dört saat geçti. Meraktan alev alevyandığım yirmi dört saat. Poşetler hâlâbanyoda duruyor ve akşama atılacak. Bu tıka basa doldurulmuş şeyleridöksem yeniden dolduramam bile ve annem karıştırıp döktüğüm için kızabilir de.
Öğleden sonra annem karşı komşumuza, kızınınevlenmesi dolayısıyla, hayırlı olsuna gitti. Tam zamanı diye düşündüm. En azbir saat gelmezdi.
Poşetleri açtım. Evet bu gerçekten bitmişdefterlerimizdi, bunda da yaşımıza göre artık işimize yaramayacak kitaplarvardı. En sonuncuyu açtım. Ah anne, ne kadar hainsin, ne kadar zalimsin, nekadar kötüsün. İlaç kutusundan yaptığım kamyonum poşette, hemen aldım, pamuktanyapıp kartona yapıştırdığım, keçeli kalemle düğme, ağız, burun, göz, kaşyaptığım pamuk bebeğim kartopu, o da burada. Halbuki sen bir bilsen, okuldakibütün arkadaşlarım, başına arkasından yapıştırarak geçirdiğim üçgen külahşapkayı açarak başını öpmek için nasıl da sıraya girmişlerdi, tabi onu da hemenaldım. Bir karış büyüklüğünde sert karton, evcilik oynarken masa yaptığım kutuve bana verdiği küçük eşarp çantası hepsi buradaydı. Hepsini kurtardım, çok dakızmıştım. İnsan benim eşyalarımı atarken bir de bana sormak saygı venezaketini göstermeli değil miydi?
Annem, gece bizim üstümüzü örtmeye ve lambamızısöndürmeye geldiğinde, kapının arkasında kurtardığım eşyalarımı gördü, banabaktı. Poşeti karıştırdığımı tabi ki anlamıştı. Yüksek sesle güldü.Yorganlarımızı düzeltti, bizi öptü. Ağabeyim merak ediyordu, zaten her şeyimerak eder:
-Anne niyegüldün ya?
Tekrar güldü.
-Hiç oğlum,sizleri seviyorum, hadi Allah’a emanet olun. Nas-Felak okuyun, tövbe edin,babanızla benim içinde dua edin e mi, dedi, lambayı kapattı.