Anasayfa
Yayınlanmış Eserler

Eserlerden Örnekler

   yeni_y 

 

 

Geleneksel ve Modern  

Hurafeler Kıskacında

KADIN

 

Kadınlar, çocuklar ve yoksullar "evrensel mazlum üçlüsü" olarak anılır. Bu sebeple bu üçü ile ilgili her   konuda söz söylerken ve eylem yaparken titrenmesi, hakları konusunda hesap gününün dehşeti hatırda tutularak adil ve cömert  olunması gerekir.  Her nerede bir insana hakkı olan verilmezse orada bir  zulüm vardır. Zulmün olduğu yere rahmet gelmez orada dualar cevap bulmaz. Kendileri çevrelerine zulmedenlerin, kendilerine yapılan zulümlerden şikâyet ederken bunları hatırlamaları  gerekir.

 

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Şiirler

Hayranlık

Toprağa gark olup candan geçince

Bedenimden türlü otlar bitecek

Görmedin mi nasıl şekil alıyor

Yeşiller içinde kırmızı çiçek.

 

Bilincim sarhoştur, âleme hayran

Baktım her varlığa mucize her yan

Toprak gibi dersem: “Derdime derman”

Gökyüzü gönlüme rahmet dökecek.




  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

yine Nerdeyim
Her akşam erkenden kapıyı örtün
Siz beni ne gece, ne sabah görün
Yalnızlık başıma yağıyor her gün
Ben kendi sılamda gurbette miyim?
 
Nerde sevdiklerim,nerde ildeşim
Hani anam, babam hani kardeşim
Ömrümün ortağı, eşim , evdeşim
Haberim olmadan hicrette miyim?

 
Bir garip dert ile yaktım bağrımı
Dinlemez , anlamaz, bilmez çağrımı
Gittiğim yol nasıl acep doğru mu
Bilmem ayrılıkta vahdette miyim?

 
Şu simsiyah olmuş bulut ben miyim?
Yol kesen eşkıya , haydut ben miyim?
Yetim duasında umut ben miyim?
Ben neyim şaşırdım kesrette miyim

 
Gayrı gözlerime gölgeler düşer
Aşkın şarabından doldur daha ver
Anla beni benden öte yol gider
Vuslatı olmayan hasrette miyim?



  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Ve Aşk Secde Kıldı

Hayatı kaynağa döktüğüm anda

Bu yola çıkarken dedim: Bismillah

Gerçekten, rüyadan her ne gördümse,

Hep hayıra yordum, hayır inşallah.


Her vardığım yerde gördüm şaşırdım

Yağmurlar sel oldu, düştü peşime

Uykuyu uyuttum, o günden beri

Bir gözleri ahu girdi düşüme.

 

Ne zaman yorulsam gönlümü tuttu,

Zincirsiz götürdü, aslan inine

Şöyle söyleyerek gözden kayboldu:

“Gir beni istersen  aşkın dinine.”





  Yorumlar (1)
1. tebrik
Yazan betül tanrıverdi, on 23-01-2009 23:33
hocam ne diyelim mest olduk.sizi tanımak gerçekten çoook güzeldi......

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Umut

Saçımı ağartan emanet verdin

Evlat sorgusuyla yorma  Ya Rabbi

Kemalatım noksan kusurla geldim,

Settar’sın yüzüme vurma Ya Rabbi

 

Elimle taşıtma, yakan narımı

Yar bildim ey Yaran, Sen’in yarını

Noksanımın bir bir hesaplarını

Utanırım n’olur, sorma Ya Rabbi

 

Boyun büktüm, emir Sen’den: “İSTEYİN”

Ne istediğini mi sordun köleyin

“Aşkımdan, sevgimden başka bir şeyin

                “Üzerinde fazla durma Ya Rabbi.




  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Ey Kitap
 
Anlat her gece, şafak için bileyle beni
Buda her bahar mevsimi,  gül eyle beni
Bâtıla sağır ve kör, küfre sırtını dönen
Yalnız hakkı anlatan dil eyle beni.

 




  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Severim - II

Severim ayranı tasta içmeyi

Dayısı olmayan köprü geçmeyi

Asrın putlarına kefen biçmeyi

Küfre isyan eden dili severim.

 

Nasıl aydınlatsın ışığı mumun

Şanlı yük üstünde güçsüz omzumun

Yoksulun, yetimin, garip mazlumun

Ellerinden tutmuş eli severim.

 

Dosdoğru yol varken eğri gidemem

İnsan putlarından ilah istemem

Şu bozuk yollara sırat diyemem

Kur’an’da söylenen yolu severim.

 

Örümcek ağından yuvalar kurma

Sana zulmedenin halini sorma

Kulluk isteyenin semtine varma

Yalnız Rabb’e bağlı kulu severim.

 

Dağlar dar gelir de nefes almazsam

Ovada dinimi konuşamazsam

Şehirde putlardan yol bulamazsam

Tevhidi yaşarsam, çölü severim.

 

Bana ne, onların mülkü fazlaymış

Hisseler, senetler, tapu gırlaymış

Rabb’imin sevdiği yolda harcanmış

Altın şöyle dursun, pulu severim.

 

Çözüm iflas edip, bittiği zaman

Küfür sağnak inse, kopsa bir tufan

Rükusu bir ömür Rabb’ime olan

Küfre bükülmeyen beli severim.

 

Konuşursam eğer, sustururlarmış

Hani hak, özgürlük palavralarmış

Beni ağlıyorken yalnız koymamış

Şebnemle süslenmiş gülü severim.

 

Bunların hem Çan’ı, Kaya’sı varmış

Hakkımda tutulan dosya kabarmış

Beni öz yurdumdan kovacaklarmış

Ben de beni seven ili severim.

 




  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Sülalemin Meskeni
Hapishane mesken olmuş neslime
Selam edin dayım ile emmime
Sorarsanız eğer dedem Kerim’e
İte “İT” dediği için suçluymuş.
. 
Teyzemin tek oğlu olan Süleyman
Halamın ortanca damadı Osman
Elin karısına yan gözle bakan
Puşta “PUŞT” dediği için suçluymuş.
. 
Eniştem Hüseyin köye gelirken
Yıllardır yan gelip geviş getiren
Daim çifte ile  hatır deviren
Ata “HÖST” dediği için suçluymuş.
. 
Babam ağır ağır yolda giderken
Bilenden ahvali soralım derken
Herkesin  içtiği suya işerken
İte “HOŞT” dediği için suçluymuş



  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Sırtında Ne Var?

Heeeey, merhaba!

Ne işin var

Oymalarla kakmalar arasında

Aldığın hava nereden gelmekte

Nereden görünüyor sana gökyüzü

Hiç mi basmıyorsun ayağını toprağa

Yollarını altın simle döşesen

Menzili mezar

Bir gün olur kopar sende kıyamet

Sırtında ne var?

 




  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Büyür Elbet

Sevilecek neresi var, lisan çamur, yürek çamur

O çamurun ortasından parıldadı sanki bir nur

Gönülleri yıkamaya yola çıktı birden yağmur

Damla damla inen rahmet, çisil çisil büyür elbet.

.

Doğru demem gerekir mi elin doğru  dediğine

Alıversem doğrumuzu koysam burcun gediğine

Bakma şimdi mazlum olup zulme boyun eğdiğine

Emekleyen umudumuz, nesil nesil büyür elbet.

.

Yaylalarda say taşlara, umutsuz tohum ekmiştim

Rahmet olsa gözyaşları belki de çıkar demiştim

Esen yelden koruyordum el yolmuştu ben dikmiştim

Emek verdiğim goncalar usul usul büyür elbet.

.

Umutsuzluk neyin nesi, elbet hedefe erilir

Hem  burada hem ötede aşkın hasadı derilir,

Bereketli gecelerde sevdam vahiyle dirilir,

Öğrendiğimiz ayetler fasıl fasıl büyür elbet.

 

                                                                                            Ayten DURMUŞ

 




  Yorumlar (2)
1. inşaallah
Yazan ahmet, on 05-03-2007 14:29
kaleminize sağlık ayten hanım. sabırla, gayretle ve dua ile büyüyecek inşaallah.
2. umudumuz
Yazan Afife, on 08-03-2007 20:07
Ahmet beye katiliyorum ayten hanim. Insaallah emekleyen umudumuz, nesil nesil buyuyecek.

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Bilemiyorum

Öteden beriye nakil verene

Bir çirkin su iken şekil verene

Beynimi yaratıp, akıl verene

Nasıl şükür etsem bilemiyorum.

 

Secdeye varınca, nazım adına

Yüreğimde saklı sızım adına

Yar adına, oğlum, kızım adına

Nasıl şükür etsem bilemiyorum.




  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Gülümsedim

Afili sözlerine ‘Vay anam be!’ dedirten

Bir yamulmuş görüşün rüzgârında seğirten

Yaşanmamış ömrümde ya çıkmaz, ya çukurdun

Belimdeki ağrıydın, sırtımdaki kamburdun.

Kutsanmış zehir sunup kanlım oldun sevgilim,

Yıldırımlar artığı Semud’dan kalmış ilim

Kendimi bu şehirde kaybetmedim arama

Başka bir şehirdi o, tuz basardı yarama

Orada anlatıldı yazılmamış hayatlar

Gençliğime benzeyen unutulmamış tatlar…




  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Kız Evlenmeden
Uzun boyu servi gibi sallanan
Dişler inci, al dudağı ballanan
Sohbetlerde metholunup dillenen
Güzelin hoşuymuş kız evlenmeden.
. 
Hem tahsilli imiş hem de şuurlu
Hem güzel huyluymuş hem de onurlu
Âşıkların yüz sürdüğü o nurlu
Kâbe’nin taşıymış kız evlenmeden.
Her bir marifete vermiş bin emek
Tadından yenmezmiş yaptığı yemek
Az gelirmiş ona güzelsin demek  
Güzeller başıymış kız evlenmeden.
.
Ceylana benzermiş kara gözleri
Kendisi pek hanım tatlı sözleri
Güz elması gibi al al yüzleri
Bir talih kuşuymuş kız evlenmeden.
 


  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Emmi, Bırak Beni

Emmi, bırak beni, moralim çok bozuk,

Bugün bir çocuğa, bir sarhoş vurmuş

Çocuk çiçeklerin üstüne fırlamış

Çiçekleri bir ihtiyar ölmeden üç ay önce dikmiş

Diktiği yer çocuklarının müteahhide verdikleri

Eski evin bahçesiymiş

Bahçede evlendikleri günün anısına

Eşiyle diktiği elli yıllık bir ceviz

Her çocuk ve torunda dikilen ağaçlar

Bu ağaçlarda salıncaklar, çocuklar sallanırmış

Bir güneye bir kuzeye, bir doğuya bir batıya

Esen rüzgârla gelmiş bulutlar

Bulutların yarısı rahmet yarısı zahmetmiş

Hiç şaşırmadan boşaltmışlar damlaları




  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Yedi Başlı Yalan

Saçlarıyla kendini örten kişi,

Bilmez, benim ülkemde bulunur

Burada Kuran’sız Müslüman

Das Kapital’siz komünist olunur.

 

Kendi gözünden düşeni

Kendi ayakları altında kalanı

Kim kaldırabilir… kendinden başka

Kim öldürür yedi başlı yalanı.

 

Kaybolarak öğrendiğim şehirleri,

Nasıl unuturum! Ah, sevgili dostum

Kavakların söylediği türküleri,

Dibinde dinlemekten mutlu bir kumdum

 

Deniz bitti, yol bitti, tüm bağlar koptu,

Suçlusun, herkesi kaptan saydın,

Babası ölmüş tek şehzade gibiyim,

Başım sağ olsun ve gözüm aydın.

 

Kendime müjdeler olsun, şükür ki yok

Allah’tan başka Sahib-i Zaman

Ben tanımıyorum Allah’tan başka

Gaybın ve her şeyin nabzını tutan

 

Asanı koy, çarıklarını çöz, yükü at,

“Eğil ve kapan” sükûta sebep çok

Elbet anlayacaklar beni insanlar,

Fazlasını söylemeye artık gerek yok.




  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Severim - I
Göğümüzde özgür özgür süzülen
Ökseye düşmemiş kuşu severim.
Varsın yavan olsun, katık olmasın
Helalinden pişmiş aşı severim.
.
Hak yolda bulunur, gül ile diken
Aşıklar vardır, var nefret eden
Küfrün bellerine, beynine inen
Mazlumun attığı taşı severim.
.
Bir yerde Müslüman şehid olanda
Gönül durmaz, kalem durmaz o anda
Bazen tane tane, bazı zaman da
Sağnak sağnak inen yaşı severim. 
.
şu vefasız dünya, doymaz insana
Bir gün davet gelir, ömür kuşuna
Doğru yolda olan, diri bir yana
Müslümanca ölmüş nâşı severim.



  Yorumlar (2)
1. Severim...
Yazan hasibecan, on 05-03-2007 21:12
Selam Ayten, 
Haberi yeni aldim, bende senin gibi mustesna bir dostun bu mustesna sitene kaydimi oldum... 
Rabbim insaallah hayirlara vesile eder, edeceginede gonulden inaniyorum... 
Siirine yorum yapmaya luzum var mi ki!?! 
Yuregine, gonlune ve kalemine saglik guzelim... 
Bundan sonra buralarda da gorursun kardesini artik... 
Dua ve sevgiyle kal. 
Hasibecan
2. Yazan Afife, on 08-03-2007 11:51
Ayten hanim yukarida yorum yapan arkadas bana yabanci gelmedi. Sayet tahmin ettigim kisi ise kendisi ile rotterdamda pek gorusemiyoruz:) Sizin vesileniz ile belki sitenizde hasret gideririz. Evet hasibe haniminda dedigi gibi yoruma ne hacet. Kaleminizin ucu tam yaraya batiyor. Yaradilani sevmek yaradandan oturu.  
Saygi ve selamlarimla.....

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Bir Türlü Sevemedim

İki kişinin omzuna basıp

Bir adam boyu yükselen üçüncünün

Put olduğu bir dünyada

Ben bir ağaç kovuğunda

Yalnızlığı tercih ediyorum.

 

Ne ezmek isterim kimseyi

Ne de ezilmek ayaklar altında

Ben gölgelerin dahi incitilmediği

Kenetlenen saflardaki

Adaleti özlüyorum.

 

Yarım adım geridekinin

Fenafi’r-rehber olduğu

‘Aşırı gitme ha’larla dolu

Önder müsveddelerinin çöplüğünü

Sevmiyorum, sevemiyorum.

 




  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

NİYAZ

Kerem eyle, kaybolduğum yerde ara bul beni

Çıkmazlardan döndür de tut elimden al beni

Teselli verme sakın, silme gözyaşlarımı

Kaçılan hangi dert var, hep onlara sal beni.

 

Seneler senesi hep, aradım durdum seni

Beynimin ortasından, nara yaktın sen beni

En hassas noktasından parçalar yüreğimi

Bu ağaçtan vahşice, kırılan her dal beni

 

Bu sevdanın hasreti gönlümde yanardağdı

Sağlar ölü bu şehirde, ölüler sağdı

Girdaplardan girdaplara sokarak boğdu

Tutunduğum her bir el, sarılan her kol beni.

 

İstemem ne yer, ne yar, tek Sen yetersin bana

Beynim Sen’den tarafa, yüreğim Sen’den yana

Ben keder ve hüznümü açacağım hep Sana

Anlamaz yarattığın topraktan bir kul beni.


  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Ninni

Kurbanı olayım günde bin kere

Yoktan yaratarak seni verenin.

Dudağın goncadır, güzel çehrende

Göz üstünde hilal kaşın ne güzel.

 

Simsiyah gözlerin, gece timsali

Kirpiğin kaşınla özler visali

Bembeyaz parlayan inci misali

Ağzının içinde dişin ne güzel.

 

Saçın gece vakti, denizin simi

Okşamak arzusu sarar içimi

Yağan yağmur sanki bahar mevsimi

Gözünden süzülen yaşın ne güzel.




  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Kız Evlenince
Uzun boyu yıkılası bir kavak
Dişleri at gibi, dudağı çatlak
Ayak bir metreymiş,  gözleri patlak
Sayılmış kusuru kız evlenince.
..
Hançer gibi biçiyormuş her sözü 
Suratı asıkmış yüzsüzmüş yüzü
Bir katar çekmezmiş  ondaki nazı
Yığılmış kusuru kız evlenince.
..
Ayda gitse baba evi yol olmuş
Yaptığı yemekler ite yal olmuş
Evlenince herkese bir hal olmuş
Yayılmış kusuru kız evlenince.
..
Âlem sanmış bu evlilik bir serap
Bazen mamureymiş çoğunluk harap
Türlü huyu sökülecek bir çorap
Kayılmış kusuru kız evlenince.



  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Gıtti
Sabah sultan idin, akşam payesiz
Genç yaşında kaldın bak sermayesiz
Yaşadın yel gibi estin gayesiz
Yıllar seni senden çaldı da gitti. 
.
Aşkın deniziyim severim dedin
Sarıldın dostlara, silleler yedin
Öyle acı çektin, sen de beğendin
Çileler saçını yoldu da gitti. 
.
Bir yol ben canana varayım dedin
Gönül sarayına gireyim dedin
Almazsa kapıcı durayım dedin
O ellere sultan oldu da gitti.
. 
Neden duymuyorsun sessiz çağrımı
Ellere demedim gönül ağrımı
Bir acı bakışla yanmış bağrımı
Dostun mızrakları deldi de gitti.
. 
Önünde durulmaz  coşkun bir selin
İfadesi yetmez ağzımda  dilin
Aşkım gün görmemiş bir taze gelin
Ömrünün yazında öldü  de gitti.



  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Pembe Gelin Destanı

Dedem bir Osmanlı çocuğuydu

Bilmezdi, demokrasi nedir, cumhuriyet nedir?

‘Düvel-i muazzama’ der, ‘Dersaadet’ der susardı…

 

Babası İşkodra’dan Yemen’e savaşmış

Anlı şanlı bir gazi, Ali Ede derlerdi

Övünmek nedir bilmez, dosdoğru bir adammış

Geceleri Kuran okur, sessiz sessiz ağlarmış…




  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Bu Eşek Kimin?

Ey yaşamak gayesini çoktan unutmuş insan

Yaşadığın ev kimin, yediğin ekmek kimin?

 

Sarılıp kucaklarsın malım mülküm diyerek

Yer yine de doymazsın, yediğin yemek kimin?

 

Ala, şala bezendin, karayla sürmelendin

Endamını beğendin, giydiğin gömlek kimin?

 

Hasat bizim tarladan, çalışan rençper biziz

Senin batıl adına tuttuğun elek kimin?

 

Denizler dar gelirdi, okyanusa sığmazdık

Deve kuşu kafalı, yüzdüğün gölek kimin?

 

Sen de babayım, diye, salınıp seyran etme

Anası belli, lakin öptüğün bebek kimin?

 

Soyun, sopun bizdendir, ceddin bize benzerdi

Giydiğin şalvar bizden, yırtmaçlı etek kimin?

 

Şerbeti beğenmedin, karpuza burun büktün

Kavunu tekmeleyen, yediğin kelek kimin?

 

Ben helale titrerken, aşıma haram kattın

Şu katık eylediğin tuzsuz çökelek kimin?

 

El sendendir belli ya zemberekli demokrat

Vuran kol senin gibi, tuttuğun kötek kimin?

 

Sen zalimsin belli bu, ceddini reddeyledin

Dedenin ahırında, sahipsiz eşek kimin?

 




  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Suçlu Biziz

Çorap örmektesin kendi başına
Zehir katmaktasın mazlum aşına
Tükürme ceddinin mezar taşına
Onların yurdunda yaşayan biziz.
 .
Can veren canana mezarlar kazma
Gördüğün zulümleri sulara yazma
Üzülme tuğyana, tâguta kızma
Onları sırtında taşıyan biziz.



  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Sam Amcanın Keçileri
Haççe Teyzemin bayırın yüzünde
Babadan kalma, dokuz kardeş bölüşmüş
On dönüm tarlası vardı.
Gözü gibi bakardı
Yadigardı.
.
Taşlarını temizler
Otlarını yolar, ekime hazırlardı.
Bereketli yağmurlar göklerden indi
Yüzü güldü, mahsul iyiydi. 
.
Tam biçilecek vakitlerde
Ekine bir oğlakla bir keçi girdi
Haççe Teyzem öfkelendi
Tarlaya koşuverdi
Hayvanı çıkarayım derken
Böğrüne boynuz yedi
Oracığa kıvrılırken
Yerden aldığı taşı
Keçiye attı ama değmedi.
İşte tam o esnada
Sam Amcanın çobanı
İbrahim Emmi geldi.
Çenesinde top sakalı, keçi gibiydi
Başına bir melon şapka giymişti
Çocuklar bilmem neden,
"Mister Abraham" derdi.



  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Nerdesin?
Sevenlerin terk etse, onlar yurduna gider
Sen muhacir kalırsın bulunduğun her yerde
.
Konuşan kalabalık doldursa dört yanını
Yine dersin: “Yalnızım, benim dostlarım nerde?”
.
Sıla gurbet, söz gurbet, bahar gurbet, yaz gurbet
Anlamaz kimse bunu, düşmedikçe bu derde
.
Hüznünün şebnemleri gün ışığı göremez
Donan tebessümlerin gönlüne gerer perde
.
Sarıldığın dert şifa, tüm şifa kederdedir
Bülbül vefa göremez gül kırmızı güllerde
.
Dil susar, göz yerdedir, her gördüğün perdedir
Sadakat Anka’sının adı kalır dillerde
.
Umutların tükenir, baş düşer, bel kırılır
Eğer halden anlamaz yakın olmuşsa bir de
.
Seslenirsin bunları anladığın demlerde:
“Neredesin ey ölüm! Yetiş, nerdesin nerde!”



  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 
Aile İçi İletişimde Söz Yazdır E-posta

Konuşmak iletişim için bir zaruret, insan için bir ihtiyaçtır. Her söze selam ile başlamak konuşma adabındandır. Olgun insanlar, yanlarına gelip selamsızca söze başlayanı: “Önce selam, sonra kelam” diyerek hemen uyarırlar.

Selam, iyi dilek ve duayı içeren her türlü sözdür. Her dilin kendisine göre selamlaşma sözleri vardır. Bunların illa da belirli bir kalıbı olmak zorunda değildir ama insanla muhatap olan, hatta boş eve girip yine kendisiyle muhatap kişinin işe selamla başlaması en doğru olanıdır. “Selamün aleyküm, aleyküm selam, merhaba, günaydın, hayırlı sabahlar, iyi akşamlar, iyi geceler, nasılsınız, hoş geldiniz, kolay gelsin, bereketli olsun, güle güle, hoşça kalın, Allah’a emanet olun, Allaha ısmarladık” gibi insanların bir araya geldikleri ilk anda, karşılaştıklarında ve birbirlerinden ayrılırken iyi dilek ve dua göstergesi olarak söyledikleri sözlerin tamamı selamlaşma sözleridir. Mezarlık ehline, tabiata, meleklere ve geçmiş peygamberlere selam vermek de övülmüş, önerilmiş, güzel bulunmuştur. Kişinin bir başkasıyla karşılaşması esnasında, söylenecek bir sözü olmasa bile ‘Sizi fark ettim, size dostum, siz benim içim önemlisiniz.’düşüncesinin ifadesi olan “selam” yine de verilmelidir. Sözlü iyi dilek, dua, hatır sorma ve tokalaşma ile selamlaşılmış olur. Selamlaşmada, gülümsemede ve tanışmada öncelik, ‘etken’ kişiliği yerleştirdiğinden önemlidir ve her zaman tavsiye edilir.

                Selamlaşmayacak kadar eğitimden yoksun olmak ise hemen düzeltilmesi gereken bir yanlış ve eksikliktir.

Kişi bir başkasıyla konuşurken, eğer oturuyorsa, yanına gelen de oturtulmalı, eğer unutursa, ziyaretçi izin alarak oturmalıdır. Doktor muayeneleri, öğretmen veli görüşmeleri gibi durumlarda oturanın muhatabını ayakta tutması ve bundan hoşlanması yanlış bir tutumdur. Konuşmada oturanın yapacağı ilk iş muhatabına yer göstermek olmalı, konuya daha sonra geçilmelidir. Kişinin ayakta durduğu bir ortamda, muhatabın ayakta durması sorun değilse de eğer konuşma uzayacaksa uygun bir yere oturmak daha doğru olur.

  Kişinin aile içindeki muhataplarına göre konuşmasına gelince;

  A-) Kişinin eşiyle konuşması:

  * Hayatın merkezi: Önce şu bilinmelidir: İster kadın olsun, ister erkek, hayatının merkezinde eşi bulunan bir kişi asla huzurlu ve dingin bir hayat yaşayamaz. Çünkü her insan yanılır, yanlışlar yapabilir. Yani insanın eşi de yanılır ve yanlışlar yapabilir. Böyle bir durumda, merkez yıkılacak ve bu yıkılmanın devamı da gelecektir, bu da mutsuzluk demektir. İşte böyle bir sevgi, hayatın dengesini bozar, çünkü merkezi yanlış yere inşa edilmiştir. Hayatlar merkezinde ancak “Allah” olduğunda dengeli yaşanır ve böyle yıkımlardan korunabilir. “Bir şeyi (aşırı) sevmen, seni (ona karşı) kör ve sağır eder.”(sav). Ve en önemlisi sevgi konusunda dengesi bozulan her şey bir sınanma sebebi olur. Bunu bildikten sonra kişi eşini doğru yere konumlayabilir.

* Eş kimdir: Eş, insanın ömrünün en uzun süresini birlikte geçirdiği/geçirme niyetinde olduğu kişidir. Eş, sınırların mümkün olan en aza indiği insandır. Eş, evlilik akdiyle bir araya gelmiş kadın ve erkekten her birisinin diğerine göre konumudur. Eş, kişinin arkadaşı, dostu, yoldaşı, dert ortağı, ömür ortağı gibi nitelikleri de taşıyan/taşıması gereken insandır. Eş, kişinin çocuklarının doğmasına vesile olan diğer kişidir. Eş, bu ve daha pek çok sebeple esasında insan hayatında en çok yer kaplayan kimsedir.

*İyi bir eş nasıldır: İyi bir eş, dünya hayatının yükünü hafif hissettirir. İnsan iyi bir eşin yanında rahatlık ve huzur hisseder. Çünkü o gereken her durumda eşini önceleyebilir ve fedakârlık edebilir. Kadın veya erkek için böyle bir eş, kişinin birlikte vakit geçirmek için can attığı insandır. İyi bir eş, her insana, birlikte sonsuz bir hayat için dua ettirir.

*Konuşma, ilgi ve iltifat: Böyle bir eşle oluşmuş güzel bir ilişkinin temelinde söz etkili midir? Elbette ki her türlü ilişkiyi ilk elde etkileyen ve yönlendiren şey sözlerdir, eylemler sözleri desteklerse sözler anlam kazanır. Eylemle desteklenmeyen sözler anlamsız, sözlerle süslenmeyen eylem kurudur. İnsanda kulak bulunduğuna göre demek ki eşlerin birbirinden duyması gereken şeyler de var. Kadın veya erkek, insanın eşi tarafından söylenmesi, sık tekrarlanarak unut(tur)ulmaması gerekli şeyler söylenmezse veya bir eşin söylemesi gerekenler eş tarafından hiç söylenmez de bunlar başka biri tarafından bir şekilde ifade edilirse, durumun nereye varacağı iyi düşünülmelidir.

-Ahmet Bey takımınız çok yakışmış.

-Ayşe Hanım, çok merhametli, çok iyisiniz.

-Sevil Hanım, ne kadar güzel olmuşsunuz.

-Hasan Bey ne kadar cömertsiniz.

-Osman Bey ne kadar güzel bir sesiniz var.

-Fatma Hanım gerçekten çok fedakarsınız.

-Selim Bey, kravatınız yeni mi, çok zevklisiniz.

-Zehra Hanım, siz her giydiğinizi nasıl bu kadar yakıştırıyorsunuz, gibi, veya:

-Siz gerçekten sevgiye, saygıya ve her şeyin en güzeline layık bir insansınız, gibi biraz imalı, gönül okşayıcı cümleleri insanlara başkaları değil, başkalarından önce ve başkaları yerine eşleri söylemelidir. Çünkü insan kulaktan da beslenir. Başkalarından bu ve benzeri sözleri işiten kişiler, eşlerinden benzer sözleri hiç duymamışlarsa, duygu ve düşüncelerinde sorgulama başlar ve insanlar eşlerinin kendilerinin farkında bile olmadığı sonucuna ulaşırlar. Hâlbuki eş, insanın en çok farkında olan kişi olmalıdır, eş kişinin en çok umurunda olduğu insan olmalıdır. İnsanlar güzel sözleri ve iltifatları eşleri için bol bol kullanmalıdır. Saçını kestirdiği karısı tarafından veya boyadığı/boyattığı kocası tarafından üç gün geçtiği halde fark edilmeyen bir kişi, bir de bunları başkaları fark etmişse, eşi için ne düşünecektir, ne düşünmelidir?

*Konuşma tarzı: Eş, kişinin en yakınlarından birisi olduğu için, onunla konuşmaları, “er-komutan”, “öğretmen-öğrenci” veya “anne, baba-evlat” gibi olmamalıdır. Bu tür konuşmalarda da geçerli olan “sevgi, saygı, hoşgörü, tatlı söz, düşünce özgürlüğü” gibi şeyler eşler arasında da bulunması gereken şeyler olmakla birlikte; “eş” ilişkisi tüm bunlardan daha yakın bir ilişki olduğu için, eşler arası konuşmalar da elbette daha yakın olmalıdır.

Eşlerin birbirine hitabı “sevgi, şefkat, saygı, ilgi ve yakınlık” hissettirecek nitelikte olmalıdır. İnsanlar alışık değillerse bile, tıpkı bir tiyatrocu gibi ‘eş’ olmanın gerektirdiği bir durum olan güzel hitapları öğrenmeli ve mutlaka kullanmalıdırlar.

Mesela; dünya üzerinde hiç kimse:

-Hayatım nerdesin, merak ettim

-Aşkım nasılsın?

-Bitanem, neyin var, hasta mısın?

- Canımın içi evde misin, gibi hitaplarla başlayan cümlelere, kötü, sert, kırıcı bir karşılık vermek isteğini ve gücünü kendinde bulamayacaktır. Elbette bu tür güzel hitaplar, insanın önce kendisini etkileyerek eşine karşı kibarlaştıracaktır. Hiç unutulmamalıdır; insanların kendilerine karşı en kibar, en nazik, en zarif davranılması gerekenleri eşlerinden başlamak üzere aile bireyleridir.

*Sözün etkisi: Bazen bir kadın veya erkeğin, benzerlerinden daha az niteliğe –ör: güzelliğe, yakışıklılığa, zenginliğe, makama, güce vs. ye- sahip olsalar bile, ailelerinde ve tabi genellikle çevrelerinde de diğerlerine oranla daha çok sevildiklerini gözlemlemek mümkündür. Bunun sebebi nedir, diye araştırıldığında şu ortaya çıkıyor: Bu sevgi ve ilginin sebebi, davranışa dönüşen tüm güzel ve olumlu düşüncelerle birlikte, sözün, doğru+güzel+tatlı kullanılmasıdır. Dilini/sözlerini güzel kullanamayan bir insan ne yapsa yeterli olmaz, çünkü insanda doyurulması gereken ‘göz ve mide’ gibi ‘kulak’ adlı bir organ daha vardır. Kulağı aç olanın, hatta açlıktan ölmek üzere olanın, haramla beslenme riski artacaktır.

*Ailevi sırlar: Eşlik ilişkisi, eşlerin birbirlerinin özelinden pek çok şeye de doğal olarak vâkıf oldukları bir ilişki türüdür. Birbirlerine anlattıkları için de birbirleriyle ilgili pek çok şeyden haberdardırlar. Bu özel alandaki şeylerin, bir gereklilik veya zorunluluk olmadıkça, hepsi özel kalmalıdır. Zaten aile de özeli bulunan özel bir kurum olmak demektir. Evli olanlar, arada geçimsizlik bulunanlar, bu sebeple belli bir süre ayrı kalanlar, evliliğin herhangi bir sebeple sonlandığı boşanmış eşler, özel kalması gereken zaman dilimlerine ve özel kalması gereken durumlara, saklanması gerekli sırlara gerekli saygıyı gösterme gereği duymayabiliyorlar. Bu yanlıştır, yapılmamalıdır.

“Kıyamet günü emanetlerin en büyüğü, bir erkeğin hanımının sırrını öğrendikten sonra yayması ve bir kadının kocasının sırrını öğrendikten sonra yaymasıdır.”(sav), (Müslim)

Eşler birbirlerine emanettir, boşansalar da birlikte oldukları zaman dilimi ve o dönemde yaşananlar emanettir, özel durumlar olarak saklanmalı ve emanetliği unutulmamalıdır.

*Aile büyükleri ve yakın çevre: Evli insanların çevresinde bulunan, genellikle yakın ilişki içindekiler ve akrabalar, bu özele girmekten çoğu kere hoşlanırlar. Genel ölçü şu olmalıdır: Kimsenin bir başkasının özel hayatına müdahale hakkı yoktur. Kimse de kendi özeline, başkasının burun sokmasına izin vermemelidir. Çünkü tek taraftan dinlenen basit şeyler bile bazen, üçüncü şahısların benzinle kıvılcıma yaklaşması sonucu büyüyerek ciddi bir sorun haline gelebilmektedir.

Bu özel, ancak çözümlenemeyen sorunlar ve halledilemeyen geçimsizlikler için, uygun ve uzman kişilere çözümü gayesiyle –mümkünse ortak karar almış olarak, birlikte- açılabilir. Bu, çıkmaza girmiş evliliğe bir yol açabilir. Başka hiçbir şekilde sırlar açılmamalıdır. Tabi ki sorunu, sorun sahipleri yani karı-koca çözmeye çalışmalıdır. İkisinden birisinin ailesinin, ilk elde olaya veya duruma müdahalesi evliliği çıkmaza sokar. Çünkü her aile, -nadir durumlar hariç- kendini evladının taraftarı olmak durumunda bulacaktır. Bu da sorunu çözmek yerine çözülemez hale getirir. İyi niyetle ve sorunu çözme gayesinin dışında: “Karı-koca arasına giren benden değildir.”(sav) tehdidini de kimse unutmamalıdır. Aile büyükleri de bu anlamda bilinçli davranmalı, çocuklarının sorunlarını kendi başlarına çözmeyi başarmalarının, onların gerçekten büyümelerine ve olgunlaşmalarına yardımcı olacağını unutmamalıdırlar. Tabi ki aile büyüklerini, önemli olmadıkça bu tür konulardan uzak tutmak karı-kocanın bilinçli davranışıyla mümkün olur. Olgun aile büyükleri, sorunlar karşısında kişilerin anlaşabilmeleri, geçinebilmeleri için ne gerekiyorsa yapacak şekilde davranır. Eskiler, ailenin önemini bildiklerinden “Bez alırsan Musul’dan, kız alırsan asıldan” derlerdi; soyu belli ve iyi bir aile eğitimi almış, arkasında iyi bir aile bulunan bir kızın yaşatacağı aile saadetini ifade için. Tabi ki aynı şey erkek çocuklar için de geçerlidir. Eski yıllardaki boşanma azlığını biraz da aile büyüklerinin, yeni evlenenlere bu anlamdaki desteklerinde ve yardımcı tavırlarında aramak gerekir. Çünkü aile büyüklerinin söz ve öğütlerle en azından manevi anlamda yardımcı olduğu bir evlilik kolay kolay dağılmaz.

*Hoşnutluk ifadesi: Eşlerin birbirine hayatı kolaylaştırması gerekir. Karı-koca birbirinin başına bela olmak, birbirine hayatı cehennem etmek için bir arada değildir. Üstadımız Akif’in ‘Kör olası hanede evlad ü ıyal var’ dizesi, evliliğin tek devam sebebi olmamalıdır, çünkü böyle bir durumda evlilik yok, aynı evi paylaşan iki kişi vardır.

Eşler birbirinin saygı, sevgi ve şefkatini de hissetmelidir. Her eş bunu diğerine hissettirecek sözleri söylemeli, davranışları göstermelidir. “Size kendi cinsinizden, huzura kavuşabilesiniz diye eşler yaratıp, aranıza sevgi ve acımayı/merhameti koyması da onun ayetlerindendir…”(Rum Sr:21) ayetinin ‘acıma’ kısmı görmezden gelinmemeli, ayakaltına alınmamalı (Yusuf Sr:105), eşler diğerinin zorlandığı her yerde merhametli davranmalı ve yardımcı olmalıdır. Yardımcı olunacak hiçbir hususta, ilahi bir taksim veya yapılınca kişiyi dinden çıkaracak bir durum da söz konusu değildir.

*Dua: Eşler, birbirlerinden gördükleri, her güzel tavrın, sözün, durumun farkındalığını izhar için, şükran ifadesini ve bu sebeple edilen duayı birbirlerinin yüzüne karşı, sesli olarak yapmalıdırlar. Şükran duygusunun ifadesi ve devamındaki dua, o halin/sözün artarak devamını sağlar. Yani insan neyin artmasını istiyorsa, ona teşekkürü, Allah ve kul nezdinde unutmamalıdır. Gıyabi duanın kabule daha yakın olduğu unutulmadan, kişi eşi için dua etmeyi ihmal etmemelidir, çünkü sonuçtan doğrudan kendisi ve tüm ailesi etkilenecektir.

  B-) Kişinin çocuklarla konuşması:

  “Kimin çocuğu varsa, onunla çocuklaşsın.”(sav)

“Çocuğu topraktan ayırmayınız, toprak çocuğun baharıdır.”(sav)

“Çocuklarınızla yedi yaşına kadar oynayınız, on beş yaşına kadar eğitiniz, on beşten sonra danışınız.”(Hz. Ali)

Yukarıya verdiğimiz üç ölçü ‘anne+baba-evlat’ ilişkisinde temel alınmalıdır. Herkesle olan ilişkide olduğu gibi, kişinin çocuklarıyla ilişkisinde de ‘sevgi, saygı, şefkat, merhamet’ temeli oluşturmalıdır. Anne-babanın tepemize çıkarlar kaygısıyla, sevgisini göstermemesi yanlış bir tavırdır. Her çocuk anne-babası tarafından çok özel bir sevgiyle sevildiğini hissetmeli, bilmelidir. Ancak bundan sonra onların sözleri ve onlardan gelen istekler, çocuk için bir şey ifade edecektir.

* Konuşan kişi: Çocuklar, büyüklerinin söylediklerinden çok, büyüklerinden gördüklerini yaptıkları için, onlara tavsiyede bulunma, telkin etme, yol gösterme, örneklik etme konumunda bulunan kişilerin, söylediklerini davranışlarıyla onaylama noktasında son derece titiz olması gereklidir. Gerçekten etkili olanlar, söylediklerini yapanlardır. Çünkü çocukların öğütten çok örneğe gereksinimi vardır. Bu konuda öncelikli sorumluluk sahibi olan anne-baba şunu hiç unutmamalıdır: Her başarının temelinde sevgi vardır. “İyi bir hayat, ilhamını sevgiden alır, yönünü bilgiyle bulur.” (Seçme Yazılar, Russell) Evrensel doğrular ışığında, ancak özü, sözü ve davranışı bir olanlar kişilik bütünlüğüne sahiptirler. Ancak onlar, izinden gidilecek gerçek ve değerli birer öncü olabilirler. Bu bütünlüğün olmadığı insanlar, mecburen kişilik parçalanması yaşarlar ve anne-baba dahi olsalar çocuklarına örnek olamazlar. Çünkü sözlerle eylemler, tohum ve toprak gibidir, ancak birlikte olduğunda, birbirini tamamlamadığında gayeye ulaşmak mümkündür. Çocuklar açısından bakıldığında; sözün kimden çıktığı ne kadar önemliyse, söz söyleyenin söylediklerinin kendi üzerindeki etkisi, hayatındaki görüntüsü, belirtisi de o kadar önemlidir. “Bal demekle ağız tatlanmaz.” ve herkesin bildiği gibi yalnızca söz işe yaramaz. Çünkü ancak ‘Kalıbı ile kalbi, kalbi ile dili, dili ile davranışı uyumlu insan huzurludur.’onların sözleri etkili olur ve onlar örnek alınabilirler.

Çocuklar hayatlarının ilk yıllarında, horozun ağzındaki inci gibi, uygun olmayanlardan yüksek anlamlı sözler duyarlar ve daha sonra bu kişilerin söyledikleriyle hiç de uyumlu olmayan hayatlarına tanık olurlarsa, bu durum onları olumsuz etkiler. Böyle bir durumdaki kişi, söylenen/anlatılanları sorgulamadan önce Mevlana’dan bir dizeye kulak vermelidirler: “Bilgili olmayanın dilindeki hikmetli sözü ödünç elbiseler bil.”

*Gaye: İyilik ve güzellik adına eğitim işi, kimin kimi eğitimi olursa olsun başlı başına bir ibadet gibidir. Çocuklara verilen bu anlamdaki eğitim ise kolaylık açısından suya, kalıcılık açısından mermere yazı yazmaya benzer. “İyiliği öğreten insana, denizdeki balıklara, varıncaya kadar her şey selam ve iyilik dileklerini/dualarını gönderir.”(sav) (Camius-Sağir, 4136)

*Konum: Anne-baba, (öğretmen veya bir başkası) çocuklarla yapılan ikili konuşmalarda, yan yana veya “L” harfi gibi oturulmalıdır. Yere çömelerek veya bir şey üzerine oturarak, boyca eşit seviyede olacak halde olunmalıdır. Çocuk, arkası dönük otururken, uzaktan veya tepesine dikilerek de yapılmamalıdır. Konuşan kişi ile çocuğun gözleri aynı seviyede, göz teması yapacak şekilde olmalıdır.

* Hitap şekli: Çocuklara da herkese olduğu gibi muhakkak çok özel ve onların hoşuna gidecek güzel hitaplarla hitap edilmelidir. Ör: Altmış beş yaşındaki bir profesör, on dokuz yaşında bir delikanlı, kendisine soru sormak istediğinde, herkesin yanında şöyle dedi: “Buyurun Mehmet Bey, bir sorunuz var herhalde.” Bu muhterem hoca muhatabı bu gence, adıyla veya ‘sen’ kelimesini kullanarak hitap etmesini kimse yadırgamayacağı halde, ‘Bey’ diyerek ‘siz’li ifade kullandığı için, bu gencin ona olan sevgisi ve saygısı arttığı gibi gönülden bağlandı. Bu genç, küçüklere ve gençlere güzel hitap etmenin yaygınlaştırılmasının gerekli olduğunu ifade ettiği gibi, bu inceliği de sık sık dile getirdi. Gönüle talip kişiler, bu konuda dikkatli olmalı ve kişilere, onların istediği gibi, onları onore ve motive edecek, yönlendirecek şekilde seslenmelidirler.

*Ses tonu: Söze gülümseyerek, güzel bir hitapla başlanmalı ve sevgi ifade edilmelidir. Bundan sonra söylenecek söze başlanmalıdır. Sesin tonu kesinlikle yumuşak olmalıdır. Bağırmadan, acele etmeden, tane tane konuşulmalıdır. Konuşulurken, çocuk konuşmaya, cevap vermeye veya itiraz etmeye niyetlendiğinde, konuşan derhal durarak, çocuk ne söylüyorsa ‘sonuna kadar ve sözünü kesmeden’ dinlemelidir. Eğer çocuk, karşısındakinin sözünü çok sık kesiyor ve onu söylemek istediğini söyleyemeyecek hale getiriyorsa, o zaman konuşan kişi sesin tonunu bozmadan: “Ben konuşmamı bitirmeden sen konuşmaya başladığın zaman, ne söyleyeceğimi unutuyorum, dikkatim dağılıyor. İzin ver sözlerimi bitireyim, sonrasında sen de ne söylemek istiyorsan söyle, ben dinlerim.”diyerek, sırayla konuşulması gerektiğini bir kez daha hatırlatmalıdır.

* Cümle yapısı: Herkesle olduğu gibi, çocuklarla konuşurken de daha çok anlamı ve yüklemi olumlu olan cümleler kullanılmalıdır.

Mesela; aynı anlama gelen:

“Oğlum namazını geciktirme”

“Oğlum namazını vaktinde kıl” şeklindeki iki cümleden daha etkili olanı ikinci cümledir. Çünkü ilk cümlenin yüklemi olan ‘geciktirme’ kelimesindeki ‘me’ olumsuzluk ekinde vurgu yoktur, bu sebeple ses daha kısık çıkar. Emir kipinde çekimlenmiş bu yüklemin ‘geciktir’ kısmı vurgulanarak öne çıkmış olur ve bilinçaltına bu kısım yerleşir. Mesela; “Akşam geç kalma” yerine, “Akşam erken gel” cümlelerinin yüklemlerinde de durum aynıdır. ‘kalma’ yükleminde vurgu ‘kal’ kökünde olduğu için algılanan kelime odur, eylemin de öyle şekillenmesi ağırlıklı ihtimaldir. “Sıcak havada dışarı çıkma.”yerine “Hava serinleyince dışarı çık.” Hatta “Eve erken gel olmaz mı” yerine “Eve erken gel olur mu” şeklindeki olumlu ifade daha doğrudur.

* Yöntem: Çocuklar biçimlenmekte olan kişiliğe sahip olduklarından onlarla yapılan konuşmalar daha çok onların ilgileneceği, hoşlanacağı ve başarabileceği konularda olmalıdır. Ör: “Bunu yapabileceğini biliyorum, esasında bunu sen de biliyorsun”, “Eğer gerçekten ister ve gereken çalışmayı yaparsan elbette bunu yapabilirsin.”gibi. Çocuk, daha önce üzerinde konuşulmuş bir konuda, bir gelişme kaydettiğinde ise, bu asla görmezden gelinmemeli ve: “Gördün mü, yaptın işte, başardın bak…” denilerek, gerekirse uygun bir şekilde ödüllendirilmelidir. Çünkü ‘takdir, övgü ve ödül’ yeteneklerin gelişmesinde en önemli etkendir. “Marifet, iltifata tabidir.” (Muallim Naci) sözü unutulmamalı ve çocuklarla konuşmada ve onların eğitiminde kullanılmalıdır.

*Olumsuzluklar da konuşulmalıdır: Çocuk istediği şeyi yapamaz ve başarılı olamazsa, anne-babanın tavrı ne olmalıdır? Elbette çocuklar mutluluklarını olduğu gibi, yanlışlarını veya başarısızlıklarını da anne-babalarıyla paylaşabilmelidir. Çocuğa ‘Neden böyle oldu, acaba daha başka ne yapabilirdin?’, ‘Bundan sonra ne yapabilirsin?’ soruları, -gerekiyorsa- yöneltilerek düşünmesi sağlanmalıdır. Hayat tecrübesine sahip büyüklerin ve tabi anne-babanın, bazı şeylerin, her türlü ön tedbir ve çalışma yapılsa bile, bir kısmet işi olduğunu çocuklara muhakkak anlatmaları, öğretmeleri gereklidir. Ta ki ilerleyen yıllarda zorluklarla karşılaştıklarında gereksiz yıkımlar yaşamasınlar.

*Çocuk fıtratı ve merhale: Anne-baba öncelikli olmak üzere, çocukla konuşanlar ve onun eğitimiyle bir biçimde ilgilenmek durumunda olanlar, ‘bambu’ ağıcının fıtratını iyi öğrenmeli ve anlamalıdırlar. Çünkü çocuk fıtratı bu ağaca çok benzer. Bambu ağacının tohumu, yedi yıl toprak altında sürekli sulanır. Yedinci yıldan sonra çıkar, ilk yıl yirmi beş metre kadar büyür, sonraki yıllarda kırk metreye kadar da uzar. Çocukta ve her insanda bu potansiyel vardır. Kan ile fışkı arasında oluşan süt (Nahl Sr:66), emek ve zaman ister. Kanın süt olması için biraz zaman geçmesi gerektiğini bilen insanlardan, çocuklarla yakın ilişkiler içerisinde bulunanlar bilmelidirler ki, bu çocukların fıtratlarının süt gibi doğal ve temiz olabilmesi için bir sürece gereksinim vardır. Emek verenler, aceleci olmamalı, zaman vermeyi, zamanını beklemeyi de bilmelidirler. Tıpkı güzün buğday eken çiftçinin, hasat için yaza kadar beklediği gibi. Hem emek vererek hem dua ederek

* Fiil dua: Yalnızca sözle yapılan duanın/çalışmanın yetersizliği, sözü edilen şeylerin uygulama sahasına geçirilmesinin bir zorunluluk olduğu bilindiği halde, tohum ekmekten ve bu tohumu bıkmadan usanmadan yıllar yılı sulamaktan, yeşerdiği anda koruyarak yaşamasına yardımcı olmaktan uzak duranlar, lafla peynir gemisi yürütmeye çalışanlardır. “Kuru duayı bırak, ağaç isteyen tohum eker.” (Mevlana) Bu bilinen bir gerçek değil midir?

*Büyük kimdir: Çocuklar hem küçükken hem de ergenlik dönemlerinde zaman zaman çevrelerindeki kişileri, kendilerine hâkim olmakta zorlanacak hale getiriler. Onlar bunu bazen davranışla, bazen sözle, bazen bilinçli, bazen bilinçsiz yapabilirler. Çocuk karşısındaki anne-baba, çocuğa göre büyüktür. Büyüklüğün, çocuk için anlamı kuvvettir. Kuvvetli, önce kendisine hâkim olmakla güçlü olan insandır. Güçsüzü, küçüğü ezen, hırpalayan, döven, aşağılayan kişi, güçlü değil zorbadır. Kuvvetli kişi, çocuklar karşısında da sakin ve yumuşak olmayı başarabilen kişidir. Çünkü gerçek büyüklük budur ve büyük bilir ki: Küçük suç işler, büyük bağışlar, örter, düzeltir.

* Davranış dili: Anne-baba, öğretmen ve gönüllü eğitimciler, çocukların davranış dilini okumayı ve çocuklar konuşurken sözlerle beraber onların davranışlarına dikkat ederek ve ses ahengini dinleyerek, doğru anlamayı öğrenmelidirler. Çünkü bazen davranış dili ve sesin tonu, söylenenden çok, başka şeyleri anlatmaya çalışabilir ve çocuk anlatmaya çalıştığı şeyi ifadede zorlanabilir. Bazen çocuklar duygu ve düşüncelerini ifadede zorlanırlar. Bazen hiç anlatamazlar, bazen de söylemek istediklerinden çok farklı sözler dudaklarından dökülür. İşte bu sebeple anne-babalık gerçekten zor zanaattır. Çünkü çocuğu sık değişken oluşu sebebiyle anlamak gerçekten zordur. Üstelik bir çocuğun en büyük mutluluğu, konuştuğunda anlaşıldığını düşünmesidir.

*Şikâyet yerine dua: Anne-baba çocuklarıyla ilgili ona buna şikâyetler etmekten vaz geçmelidir. Çünkü hangi insan ki şikâyetçi olduğu konuda şikâyetlendiği kadar dua etse, merhametlilerin en merhametlisi –umulur ki- ona bir yol açacaktır. “Ben gam ve kederimi ancak Allah’a şikâyet ederim.” (Yusuf Sr:86) ayeti bu anlamda da okunmalıdır. O’nun dışında herkese dertlenen, kimden çözüm, yardım istemiş olur. O’ndan mı? Ve O “Kişi ile kalbi arasına girer.” (Enfal Sr: 24) ve dilerse viraneyi mamur eder.

  Ters Öneriler:

  * Eğer korkak bir çocuk istiyorsanız, çocuğu yerli yersiz her suçu ve yanlışı sebebiyle azarlayıp dövünüz. Azarlayıp dövmeseniz bile, her suçunu gündeme getirin, başına kakın ve sık sık da hatırlatmayı unutmayın.

* Eğer pısırık bir çocuk istiyorsanız, tüm hareketlerine aşırı kısıtlamalar getirip olumsuz yüklemlerle talimatlar veriniz. ‘Atlama düşersin, koşma yorulursun, yapma üstün kirlenir, terleme hastalanırsın, yeme, içme…’gibi.

* Eğer hiçbir şeyi iyi yapamayan bir çocuk istiyorsanız, hata yapmasına, dolayısıyla bir şey yapmasına izin vermeyiniz. Bunun yerine ‘Ver ben yaparım, dur ben yaparım.’deyiniz.

* Eğer saygısız bir çocuk istiyorsanız; ona sık sık bağırıp çağırın, onu dinlemeyin, haklarına saygı göstermeyin ki o da saygı göstermemeyi iyi öğrensin.

*Eğer şiddete yönelik bir çocuk istiyorsanız ve hatta ilerleyen yıllarda çocuğunuzun kardeşlerine, size ve çevredeki herkese hatta hayvanlara eziyet eden, şiddet uygulayan birisi olmasını istiyorsanız, onu sık sık dövün ve o başkasını dövünce onu övün ve sevinin.

* Eğer sevgisiz bir çocuk istiyorsanız, sevginizi hiçbir şekilde göstermeyin, onun size yakın olmasına, sevgi göstermesine izin vermeyin, arkadaşları ile ilişkilerini kıskançlık üzerine oturtmasına sebep olacak her türlü yönlendirme ve tahriki yapınız. Hayvanları sevmesine izin vermeyiniz ve sevip hoşlandığı her şeyi aşağılayıp küçümseyiniz.

* Eğer özgür ruhlu bir çocuk istemiyorsanız; onun düşüncesini hiç sormayınız, onu hiç dinlemeyiniz, hiçbir hususta onun önerilerine veya isteklerine –kendisiyle ilgili bile olsa- önem vermeyiniz. Her zaman kendi isteklerinizi yapın ve onu da buna zorlayınız. Ona sık sık başarılı ve mükemmel olmak için sizi aynısıyla taklit etmesi, sizin kopyanız olması gerektiğini söyleyiniz.

              C-) Evlatların, anne-babalarıyla konuşmaları:

  Her kişinin edep, terbiye ve nezaketi, anne-babasına olan tavrı, davranışı ve konuşması ile ölçülebilir. Bu ölçünün şaştığı henüz görülmemiştir.

Normal durumlarda anne-baba, her insanın üzerinde ‘emeği, özverisi, sabrı, şefkati, sevgisi’ en fazla olan kişilerdir. Haklarının büyüklüğü asla inkâr edilemez ve tartışılamaz. Neredeyse, kendilerini yok sayarak vakfedilmiş bir hayat yaşarlar. Genellikle ömrün en güzel, en verimli ve enerji dolu yılları çocuklar uğruna harcanır. Hayatın, insanın biyolojik yapısının ve toplumsal gerçeklerin, insanı doğal olarak bulundurduğu durum –çoğu kere- böyledir. Anne-babalar ise, çok önemli bir vefasızlığa uğramadıkları sürece bu durumdan şikâyetçi değillerdir. Hak etmedikleri halde uğradıkları vefasızlarda ise “Yine de Allah ayaklarına diken batırmasın” diyerek, acının ve sıkıntının en küçüğünden bile, evlatlarını, Allah’a emanet etmeyi unutmazlar. Çünkü onlar herkesten iyi ve yaşayarak bilmektedirler ki: “Evladın ayağına batan diken, ana-babanın ciğerine, yüreğine batar.” Bu sebeple ana-babalar, sanki üzerlerinde hiç emekleri yokmuş gibi, sanki evlatlarının onlara karşı hiç sorumlulukları yokmuş gibi, onların mutluluklarını ve başarılarını en uzaktan seyretmeye bile razıdırlar hem de hamdederek, şükrederek.

Tabi ki olması gereken bu değildir. Daha genç ve güçlü iken önemsenmeyen pek çok şey, anne-babaya yaşlılığında çok zor ve ağır gelebilir. Çünkü evladı olduğu halde, evladından başkasına muhtaç olmak, elbette çocuklarına yıllarca emek veren bu insanları üzecektir. Evlada muhtaç olma durumunda ise, evlat kadir bilir bir kimse ise bu muhtaçlığın sıkıntısını onlara elinden geldiği kadar yaşatmamaya, hissettirmemeye çalışacaktır. Çünkü o bilecektir ki, evlat, anne-babasının cennetle müjdelenen ayakları altına tevazu kanatlarını yaymalıdır. Onun çocukları nasıl evlat olunmasını gerektiğini doğru şekliyle kendisinden öğrensin ve onun ayakları altına da öyle bir müjde verilsin. Bu düşünce, evladın anne-babasını en düşkün döneminde bile, sıkıntı görmemesi sonucunu ortaya çıkarır.
"Neden böyle yan yan yürüyorsun yavrum" diye sorar anne yengeç çocuğuna.
"Düzgün yürüsene! " der. "Pekala anne" der çocuk, "Sen önümden düzgün yürü, ben seni takip ederim. "  

Hiçbir evladın anne-babasına kızma, bağırma, azarlama, normal konuşma esnasında bile sesini yükseltme, bıktığını ifade eden sözler söyleme hakkı yoktur. Hiçbir evladın, kendisinin ve anne-babasının yaşları kaç olursa olsun, küserek ve ilgiyi keserek anne-babasını terk etmeye hakkı yoktur.

Evladın; anne-babanın cahilliği, anlayışsızlığı ve inanç farkı sebebiyle çaresiz kaldığı durumlarda yapacağı şey, onlarla yine yakından ilgilenerek, her iş ve ihtiyaçlarında yardımcı olarak –belki- araya biraz mesafe koymak olmalıdır.

 “İnsana anne ve babasına iyi davranmasını tavsiye ettik… Şükret bana ve annene ve babana.” (Lokman Sr:14) Her evladın anne-babasına yalnızca sözle değil, emekle ve davranışla da bir teşekkürü olmalıdır. Çünkü her nimetin şükrü kendinden olursa, o gerçek bir teşekkür sayılabilir. “…Eğer onlardan biri veya her ikisi de senin yanında ihtiyarlayacak olurlarsa onlara ‘öf’ bile deme! Onları azarlama. Onlara güzel söz söyle.” “…Şöyle dua et: Rabbim, onların küçükken bana merhametle muamele ettikleri gibi, şimdi de sen onlara merhamet et.” “Eğer Rabbinden ümit ettiğin rahmeti kazanmak için, onlardan uzaklaşırsan, hiç olmazsa onlara yumuşak söz söyle…” (İsra Suresi:23,24,28) Bunlar insanı ve hayatı yaratan evrenin sahibinin sözleri: “Allah insanlara hiçbir şekilde zulmetmez. Ama insanlar kendi kendine zulmederler.” (Yunus Sr:44; Kehf Sr:49)

Bu konuda iki güzel örnek şöyle verilir: “(İsa dedi ki: Allah,) Beni de anneme iyi davranışlı kıldı ve beni asi bir zorba kılmadı.” “(Yahya) Anne ve babasına iyi davranırdı. Zorba ve isyankâr değildi.” (Meryem Sr:32,14) Bu iki üstün insanın, kendilerini yetiştirenlere karşı davranışları, hiç şüphesiz Son Kitap’ta laf olsun diye anlatılmadı.

Evlatlar ise, kendilerinin verdiği yorgunlukları, zahmetleri unutarak benmerkezci bir dünya kurup, bireysel geçmişlerini unutarak bir hayat yaşayabileceklerini, huzurlu ve mutlu bir gelecek oluşturabileceklerini sanmamalıdırlar. Anne-babanın sevgisi, duası, manevi desteği olmadan bunlar nasıl mümkün olur?

“ Bir anne, gecenin ikisinde, başka bir şehirdeki oğluna telefon eder, oğlu uykulu sesle şöyle der:

-   Ne var anne, neden gecenin bu saatinde rahatsız ettin?

Annesi cevap verir:

-Bir şey yok oğlum, yirmi iki yıl önce bu saatte sen de beni rahatsız ederek dünyaya gelmiştin, yeni yaşın ve doğum günün kutlu olsun.”

Yani özetlersek: “Kullarıma söyle, sözün en güzel olanını söylesinler…” (İsra Sr:53) ölçüsü, tüm sözler için çerçeve olmalıdır.




  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 
< Önceki   Sonraki >
@Ayten DURMUŞ