Başarı değerlendirmesi yapabilmek için öğrencinin hayatını bireysel, ailevi, eğitsel, toplumsal hayat olmak üzere dört bölüme ayırabiliriz. Bu bölümlerin ortak başarısına “yüksek başarı” diyoruz. Tüm insanlar gibi, öğrenciler değerlendirilirken de parçacı yaklaşılmamalıdır. Öğrenci, yalnızca aldığı notlarla ve sınav sonuçlarıyla başarılı veya başarısız sayılırsa, bu eksik bir değerlendirme olur.
Geçen haftaki yazımda değerlendirdiğim Geleneksel ve Modern Hurafeler Kıskacında Kadın adlı kitabın yazarı Ayten Durmuş gazetemize yazı ile ilgili bir cevap gönderdi. İşte müellifin yanıtı:
"Yazan
insanların en çok arzuladıkları ortaya koyduğu eserin dengeli
eleştirmenler tarafından değerlendirilmesidir. Bu bağlamda son kitabıma
dair yazdıklarından dolayı Murat Kayacan Bey'e teşekkürlerimi sunarım.
Ancak son kitabımla ilgili işaret buyurduğu bir iki hususa cevap vermek ve açıklık getirmek gerektiği düşüncesindeyim.
Murat
Bey, kitabımı konu edindiği “Kadın” başlıklı yazısında, feminizmin
dinlere etkisini ve güncel bazı görüşlerin çok eskiliği ifademi ve daha
pek çok konuyu olumladıktan ve destek verdikten sonra, Osmanlıdan beri
yaşanan gelişmeleri ele aldığım bölümü satırlarına taşımış.
Doğrudur,
her yenilik veya farklılık bir ilerleme değildir. Her eski de yanlış
olmak zorunda değildir. Belki ilgili bölümümüzün başlığında
‘…değişimler’ kelimesini kullansaydık daha uygun olurdu. Ancak, o
dönemden beri –her değişimi gerçek bir ilerleme görmesek de- kadın
hakları konusunda bir takım ilerlemelerin olduğu da bir vakıadır.
Sayfa 180-181’den alıntılanan ‘cinsiyetler arası yarış’
benim görüşüm değildir. Tersine ben orada, böyle bir yarış olduğunu
düşünen ve ‘Yaratılışta kadın ve erkek eşit olabilir, ama sosyal
hayatta erkek kadını geçmiştir.’ şeklinde özetlenebilecek olan bir
görüşü reddederek, bu değerlendirmenin yanlış olduğunu ifadeye
çalıştım. Çünkü insanların yarışı cinsiyetler arası değil, kişiler
arası ve takvada olmalıdır, onu da ölçebilecek dünyevi ve beşeri bir
ölçek bulunmamaktadır. Bizce böyle bir yarış toplumu parçalar aileyi
çökertir. ‘Sevgi, saygı, şefkat, merhamet, paylaşma, dostluk,
arkadaşlık, yardımlaşma…’ çemberinde olması gerektiğini düşündüğümüz
eşler arası ilişkiye de zarar verir. Çünkü eşler her anlamda karşı
karşıya değil, yan yana olmalıdırlar. Ancak reddettiğim bu görüş ‘Kadın
ve Aile’ başlıklı pek çok yazı ve kitabın omurgasını teşkil ettiği ve
pek çok kimsenin de bu ‘peşin ve emeksiz üstünlük’ düşüncesinden
hoşlandığı bilinen bir durum olduğu için, bu düşünce savunulmamış,
tersine bu düşüncenin temelsizliği ifadeye çalışılmıştır.
İlgili yazıda son olarak ‘Metres ve/veya Birde Fazla Evlilik’
başlığımız altındaki bölüm üzerinde durulmuş. ‘Birden Fazla Evlilik’
yerine ‘Çok Eşle Evlilik’ başlığı daha uygun olurdu. Bu başlık altında
ele almaya çalıştığımız şey ‘çok evliliğe verilen ruhsat değildir.
Mevcut hukuk içerisinde hiç bir hak ve sorumluluk getirmeyen, hiçbir
yaptırımın gücü de olmayan; ölüm ve ayrılık gibi durumlarda resmi
nikâhlı eşe tanınan haklardan yararlanamayan, tüm bu sebeplerle pek çok
acılara sebep olan bu tür evliliklerin, sonuçları üzerinde
durulmaktadır. Her nikâh, yaşanan ülke içinde geçerli olan hukuk
karşısında geçerli olmalı ve evlilik devam ederken, boşanma anında ve
kocanın ölümü durumunda kadının haklarını garanti etmelidir.
Kuran’ın
şahide gerek gördüğü her durumun, resmi/hukuki bir anlamı ve yaptırım
gücü olmak zorundadır. Kuran’da ise hem evliliğin hem de boşanmanın
şahitli olduğu ehlinin bildiği bir husustur. Yani ikisi de yaptırım
gücüne sahip kurumlar eliyle olmalıdır.
Şöyle
düşünülürse söylediğimiz daha iyi anlaşılır. Hiç Müslüman bulunmayan
bir ülkede Müslüman olmuş bir kadın ve bir erkek nasıl ülkede geçerli
hukuka göre evlenecek ve ayrılacaklarsa, mal varlığı, miras, nesebin
sıhhati için neye dikkat etmeleri gerekirse, her yerde de aynısı
gerekir.
İşin
doğrusu İslam’ın/Kuran’ın ‘evlenme, boşanma, miras gibi’ hükümlerinin
uygulanırlığının olmadığı bir toplumda, çok evliliği dinin en önemli
farizası gibi kucaklamak, gündemde tutmak ve uygulamak sorunlara sebep
olmaktadır.
Kuran
hükümlerine itibar olunan devletlerin toplumlarında dahi bu yetki belki
ancak devletin bu konuda oluşturacağı bir kurumunun iznine tabi
kılınmalıdır. Çünkü bazen bir kişinin tek evliliğine bile izin verilmeyebileceği unutulmamalıdır.
(bulaşıcı hastalık, cinnet, zalimlik, aşırı yoksulluk gibi sebeplerle)
Çünkü nikâh ve sonuçları devleti her şekilde ilgilendirmektedir.