Kadın ve Erkek..
Birbiri olmadan yarım, ancak birlikte olunca bütün...
iki cins birbirine muhtaç. insanlar sadece nesil için değil, her anlamda birbirlerine ihtiyaç içerisinde.
Nesil üretme imkânı kalmamış nice yaşlı karı koca vardır ki âdeta ikinci balayı yaşadıklarını düşünmekten kendimizi alamayız.
Dünyaüzerindeki herhangi bir şeyin bize gerek bırakmayan varlığı, çok uğraşılmadanelde edilen şeyler olması, o şeylerin yokluğunun düşünülememesi, o varlıklarındeğerinin insan zihninde yeterince kavranılmamasının sebeplerindendir.
Mesela,güneş her sabah doğuyor, ısıtıp, ışıtıyor, doğal geliyor.
Yağmurzaman zaman yağıp dünyayı suluyor, doğal geliyor.
Rüzgaresiyor, bulutları topluyor, bitki tohumlarını saçıp savuruyor, doğal geliyor.
Dünyadönüyor, vakti gelince eğiliyor, doğruluyor doğal geliyor.
Vaktigelince kar yağıyor, hava soğuyor, ısınıyor, doğal geliyor.
Vaktigelince çiçekler açıyor, meyveler, sebzeler oluyor, doğal geliyor.
Vaktigelince insan ölüyor, kimi doğal geliyor, kimine……
Sankiher şey böyle olmak mecburiyetinde imiş gibi algılamak, bizi; hepsi birmucizeden başka bir şey olmayan her şeye karşı, her olay ve duruma karşıduyarsızlaştırıyor.
Düşününüzki, güneş doğmasa, yağmur yağmasa, rüzgar esmese, dünya dönmekten vaz geçseveya yörüngesinde içeri veya dışarı doğru kaysa, işte bunlardan sadece biriolsa hayat biter.
Biret parçası olan gözün görüyor olması, bir et parçası olan dilin konuşuyorolması, elin değil de dudakların ve yanakların gülmesi, elimdeki kalemitutabilmek birer mucizeden başka nedir. Bir et parçası olan dilimi konuşturan,elimi de konuşturabilir mi? Şüphesiz evet.
Çevremizdeolup da hem varlığı hem işlevi mucize olmayan ne var?
Çocuklar,dünya nimetlerinin en güzellerinden, en önemlilerinden, en tatlılarından birisihatta en tatlısıdır. Anne-babalar hayatlarını çocuklarının nasıl da tıka basadoldurduğu üzerinde düşünmelidirler. Çocuklar onca ağır sorumluluklarınarağmen, sevgisi fıtratımıza yerleştirilmiş varlıklardır. Bebeklikleri bir ayrıgüzel, çocuklukları bir ayrı güzel, ergenlikleri bir ayrı güzel,yetişkinlikleri bir ayrı güzel.
“Herşeyin küçüğü sevilir.”der bizim insanımız.
Çocuğuylabir kere daha çocuklaşır, torunuyla bir kez daha çocuklaşır. Hatta kendiçocukları küçükken, sorunlar ve sorumluluklar sebebiyle onlarla yeterinceküçükleşemeyen büyükler, tüm çocuklaşma arzularını torunları dünyayageldiğinde, onların o minicik, her gün büyüyen varlıklarıyla giderirler.
Busebeple böyle anne-babaların:
“Torunevlattan tatlı oluyor.”dediklerini duyarsınız. Kendi çocuklarınagösteremedikleri sabrı, sevgiyi, şefkati, ilgiyi torunlarına bol bol gösterenpek çok böyle insan tanımışsınızdır. Belki sizin aile büyükleriniz de böyledir.Ne yapalım, çocukların en çok sevgiye, ilgiye, şefkate, sabra muhtaç varlıklarolduğunu ( kendi evlatlarının çocukluğunda değil) belki ancak bu yaştaöğrenebilmişlerdir.
Çocuklarımızınkıymetini anlamak için de bir an için bize verilen bu emanetlerin, birer birer,herhangi bir vesileyle alındığını düşünelim. Allah esirgesin, hayali bile çokacı olan böyle bir durum karşısında, çocuklarımız adına sorun halinegetirdiğimiz, sorun olduğunu sandığımız şeyler ne kadar da küçüldü, basitleştideğil mi? Önemli olanın, onlarla ilgili sorunlar değil, onların bizzat kendisiolduğunu düşünürüz böyle vakitlerde. Elbette hayatın her bölümünde, her zamansorunlar olacaktır. Bunları büyütürsek büyük sorun olacaktır, çözer veküçültürsek halledilecektir.
Doğmadanönce sevmeye başlamalıyız çocukları, “ Hakk’ın ilahi bir lütfu ve emaneti”olarak algılamalı, özleyerek gözlemeliyiz. Sonra da “ ahdini yeni yapmış” birinsanın beden elbisesi giymiş haline “ Hoş geldin” demeliyiz.
“Yavrucuğumsensiz ıssız olan dünyamıza hoş geldin. İnşallah iyi bir insan olarak, güzelbir hayat yaşar ve geldiğin yere güzelliklerle dönersin.”demeliyiz.
Hergüzelliğin gerisinde, sabrı öğreten nice zorluklar vardır. Güzel ve zor biraradadır, yapışık ikizdir hatta. Çocuklarda databi ki böyledir.
“Dikkatedin! Şükredilmeyen nimetler, öldürücü ve yok edicidir.”
(CamiusSağir:H No: 7197)
Doğarak,varlıklarıyla dünyamızı bereketlendiren yavrularımızın kıymetini doğduktansonra da bilmeli, onları sevgi çemberinde büyütmeliyiz.
“Sekizaylık hamile bir hanımın yanına, ilgi ve sevgi gördüğü için, komşunun beş altıyaşlarındaki küçük kızı sık sık geliyormuş. Yine böyle günlerden birinde buküçük kız, anne karnındaki bebeğin hareketini görmüş ve sormuş:
-Yenge, ne yapıyor bebek?
-Tekme atıyor, demiş. Küçük kız biraz düşünmüş,
-Yenge bak o seni dövüyor, sen de doğunca onu döv e mi.
Gençhanım bu küçük kızın intikam tavsiyesine çok gülmüş,
-O, Allah’ın bana emaneti ablası, ben onu döver miyim hiç, demiş. Birkaçdakikalık düşünme neticesi, küçük kız kalkmış ve,
-Ben eve gidiyorum, ben de Allah’ın anneme emanetiyim, söyleyeyim o dabeni dövmesin, deyip, üzgün bir halde çıkıp gitmiş.”
İştetertemiz bir mantığın yaptığı kıyas ve ulaştığı sonuç.
Herhangibir varlığı, yapısı ve fıtratının gerektirdiğinin dışında bir şey içinkullanmak ve o hale getirmek zulümdür.
Meselaata, eşeğe, deveye binmek doğal ancak öküze, ineğe binmek öyle değildir.Varlıkların fıtratlarının gerektirdiği muamele, varlığın kendisine olduğu gibi,varlığın Sahibi’ne de saygıdır.
Buradanhareketle;
Çocuklarınızdövülsün diye yaratılmışlarsa dövün.
Başkabir şeye kızıp, ona bağırıp deşarj olmanız için yaratılmışlarsa bağırın.
Doğrusunu,davranışlarınızla gösterip sözlü olarak anlatmadığınız yanlışlarında,uyarmadığınız basit hataları sebebiyle kızıp, azarlayın, bunun içinyaratılmışlarsa yapın bunları.
Kendikusurlarınız için, burnunuzdan kıl aldırmaz, onları ya kusur kabul etmez ya da etsenizbile özür dilemez, düzelme yoluna gitmezsiniz, (çünkü size ceza verebilecekkimse yoktur) ancak çocuklarınızın her kusurunu haykırın yüzlerine vecezalandırın onları gücünüz ne şekline, ne kadarına yetiyorsa. Bunun içinyaratılmışlarsa yapın bunları.
Veinsan sevgisini kaybetmiş, insanın tavuk kadar bile değerinin olmadığı, hiçsebepsiz veya çok basit bir sebeple öldürülebildiği çağın, bunları doğal görennesline yazıklar olsun ki;
Onlarineğe binmeyerek onun fıtratına bir anlamda saygı göstermekteler, ancak içindeyaşanılan toplum, hem kendi çocuklarının hem de diğer çocukların fıtratınıbozmada, kendilerinin ve toplumlarının düşmanlarının bile yapamayacağı kadarkorkunç şeyler yapmakta, korkunç şeylere sebep olabilmektedirler. Böyle birtoplum içerisinde, anne-babaların, anne-babalık görevleri en az üçe dördekatlanmak zorundadır. Başka çaremiz yok, neslimize her anlamda sahip olmakzorundayız. Biz onların uzun yıllar bahçıvanı olmak durumundayız, görevimiz bu.
Gülleri,goncaları, çiçekleri yolunmuş hangi bahçenin güzelliğinden söz edilir. Böylebir bahçede kuşlar öter, bülbüller şakır mı?
“Yariçin ağyara minnet ettiğim tan eylemem
Bağıbanbir gül için bin hare hizmetkar olur.” (Fuzulî)
(Sevdiğim için, sevmediklerimin kahrına katlanmama şaşırma, bahçıvan da bir güliçin bin dikenin sıkıntısına katlanmıyor mu?)
ÜstadımızFuzulî’ye bir destek de Karacaoğlan’dan gelir:
“Gübreliğeinen konan kargalar
Hasbahçede gül kadrini ne bilir?”
Güllerimizinkadrini bilelim.
Güllerimizgülsün, güllerimiz açsın, solmasın diye, onların hadimi, bahçıvanı olmak, onlarınkıymetini bilmek, onlar için şükürler edip, şükür namazları kılıp, şükür içinsadakalar vermek bu bilinci tüm hayatımızda eylemlerimizle göstermek,çocuklarımızın, anne-baba olarak bizim üzerimizdeki evlatlık haklarındandır
Kavmineyenildiği halde, hangi insan kızları sebebiyle Lut as.kadar mutlu ve kim,tufanı atlattığı halde oğlu sebebiyle Nuh as. kadar kederli olabilir.