Anasayfa
Yayınlanmış Eserler

Eserlerden Örnekler

 Sample Image

Bu toplumun çocukları olan bizler, değerler ve öncelikler açısından amuda kalkmış bir anlayışın ellerinde yetiştik. Bütün çabamız, amuda kalktığının farkında olmadığı için, kendisi gibi amuda kalkanların dışında herkesi yanlışta gören toplumumuza, bu duruşun bozukluğunu hatırlatarak, öncelikler sıralamamızı pişman olmayacağımız şekilde yeniden düzenleme arayış ve arzusundan ibarettir.

 

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Şiirler

Kız Evlenmeden
Uzun boyu servi gibi sallanan
Dişler inci, al dudağı ballanan
Sohbetlerde metholunup dillenen
Güzelin hoşuymuş kız evlenmeden.
. 
Hem tahsilli imiş hem de şuurlu
Hem güzel huyluymuş hem de onurlu
Âşıkların yüz sürdüğü o nurlu
Kâbe’nin taşıymış kız evlenmeden.
Her bir marifete vermiş bin emek
Tadından yenmezmiş yaptığı yemek
Az gelirmiş ona güzelsin demek  
Güzeller başıymış kız evlenmeden.
.
Ceylana benzermiş kara gözleri
Kendisi pek hanım tatlı sözleri
Güz elması gibi al al yüzleri
Bir talih kuşuymuş kız evlenmeden.
 


  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Gülümsedim

Afili sözlerine ‘Vay anam be!’ dedirten

Bir yamulmuş görüşün rüzgârında seğirten

Yaşanmamış ömrümde ya çıkmaz, ya çukurdun

Belimdeki ağrıydın, sırtımdaki kamburdun.

Kutsanmış zehir sunup kanlım oldun sevgilim,

Yıldırımlar artığı Semud’dan kalmış ilim

Kendimi bu şehirde kaybetmedim arama

Başka bir şehirdi o, tuz basardı yarama

Orada anlatıldı yazılmamış hayatlar

Gençliğime benzeyen unutulmamış tatlar…




  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Ey Kitap
 
Anlat her gece, şafak için bileyle beni
Buda her bahar mevsimi,  gül eyle beni
Bâtıla sağır ve kör, küfre sırtını dönen
Yalnız hakkı anlatan dil eyle beni.

 




  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Bir Türlü Sevemedim

İki kişinin omzuna basıp

Bir adam boyu yükselen üçüncünün

Put olduğu bir dünyada

Ben bir ağaç kovuğunda

Yalnızlığı tercih ediyorum.

 

Ne ezmek isterim kimseyi

Ne de ezilmek ayaklar altında

Ben gölgelerin dahi incitilmediği

Kenetlenen saflardaki

Adaleti özlüyorum.

 

Yarım adım geridekinin

Fenafi’r-rehber olduğu

‘Aşırı gitme ha’larla dolu

Önder müsveddelerinin çöplüğünü

Sevmiyorum, sevemiyorum.

 




  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Emmi, Bırak Beni

Emmi, bırak beni, moralim çok bozuk,

Bugün bir çocuğa, bir sarhoş vurmuş

Çocuk çiçeklerin üstüne fırlamış

Çiçekleri bir ihtiyar ölmeden üç ay önce dikmiş

Diktiği yer çocuklarının müteahhide verdikleri

Eski evin bahçesiymiş

Bahçede evlendikleri günün anısına

Eşiyle diktiği elli yıllık bir ceviz

Her çocuk ve torunda dikilen ağaçlar

Bu ağaçlarda salıncaklar, çocuklar sallanırmış

Bir güneye bir kuzeye, bir doğuya bir batıya

Esen rüzgârla gelmiş bulutlar

Bulutların yarısı rahmet yarısı zahmetmiş

Hiç şaşırmadan boşaltmışlar damlaları




  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Nerdesin?
Sevenlerin terk etse, onlar yurduna gider
Sen muhacir kalırsın bulunduğun her yerde
.
Konuşan kalabalık doldursa dört yanını
Yine dersin: “Yalnızım, benim dostlarım nerde?”
.
Sıla gurbet, söz gurbet, bahar gurbet, yaz gurbet
Anlamaz kimse bunu, düşmedikçe bu derde
.
Hüznünün şebnemleri gün ışığı göremez
Donan tebessümlerin gönlüne gerer perde
.
Sarıldığın dert şifa, tüm şifa kederdedir
Bülbül vefa göremez gül kırmızı güllerde
.
Dil susar, göz yerdedir, her gördüğün perdedir
Sadakat Anka’sının adı kalır dillerde
.
Umutların tükenir, baş düşer, bel kırılır
Eğer halden anlamaz yakın olmuşsa bir de
.
Seslenirsin bunları anladığın demlerde:
“Neredesin ey ölüm! Yetiş, nerdesin nerde!”



  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Ninni

Kurbanı olayım günde bin kere

Yoktan yaratarak seni verenin.

Dudağın goncadır, güzel çehrende

Göz üstünde hilal kaşın ne güzel.

 

Simsiyah gözlerin, gece timsali

Kirpiğin kaşınla özler visali

Bembeyaz parlayan inci misali

Ağzının içinde dişin ne güzel.

 

Saçın gece vakti, denizin simi

Okşamak arzusu sarar içimi

Yağan yağmur sanki bahar mevsimi

Gözünden süzülen yaşın ne güzel.




  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Sırtında Ne Var?

Heeeey, merhaba!

Ne işin var

Oymalarla kakmalar arasında

Aldığın hava nereden gelmekte

Nereden görünüyor sana gökyüzü

Hiç mi basmıyorsun ayağını toprağa

Yollarını altın simle döşesen

Menzili mezar

Bir gün olur kopar sende kıyamet

Sırtında ne var?

 




  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Büyür Elbet

Sevilecek neresi var, lisan çamur, yürek çamur

O çamurun ortasından parıldadı sanki bir nur

Gönülleri yıkamaya yola çıktı birden yağmur

Damla damla inen rahmet, çisil çisil büyür elbet.

.

Doğru demem gerekir mi elin doğru  dediğine

Alıversem doğrumuzu koysam burcun gediğine

Bakma şimdi mazlum olup zulme boyun eğdiğine

Emekleyen umudumuz, nesil nesil büyür elbet.

.

Yaylalarda say taşlara, umutsuz tohum ekmiştim

Rahmet olsa gözyaşları belki de çıkar demiştim

Esen yelden koruyordum el yolmuştu ben dikmiştim

Emek verdiğim goncalar usul usul büyür elbet.

.

Umutsuzluk neyin nesi, elbet hedefe erilir

Hem  burada hem ötede aşkın hasadı derilir,

Bereketli gecelerde sevdam vahiyle dirilir,

Öğrendiğimiz ayetler fasıl fasıl büyür elbet.

 

                                                                                            Ayten DURMUŞ

 




  Yorumlar (2)
1. inşaallah
Yazan ahmet, on 05-03-2007 14:29
kaleminize sağlık ayten hanım. sabırla, gayretle ve dua ile büyüyecek inşaallah.
2. umudumuz
Yazan Afife, on 08-03-2007 20:07
Ahmet beye katiliyorum ayten hanim. Insaallah emekleyen umudumuz, nesil nesil buyuyecek.

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Ve Aşk Secde Kıldı

Hayatı kaynağa döktüğüm anda

Bu yola çıkarken dedim: Bismillah

Gerçekten, rüyadan her ne gördümse,

Hep hayıra yordum, hayır inşallah.


Her vardığım yerde gördüm şaşırdım

Yağmurlar sel oldu, düştü peşime

Uykuyu uyuttum, o günden beri

Bir gözleri ahu girdi düşüme.

 

Ne zaman yorulsam gönlümü tuttu,

Zincirsiz götürdü, aslan inine

Şöyle söyleyerek gözden kayboldu:

“Gir beni istersen  aşkın dinine.”





  Yorumlar (1)
1. tebrik
Yazan betül tanrıverdi, on 23-01-2009 23:33
hocam ne diyelim mest olduk.sizi tanımak gerçekten çoook güzeldi......

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Umut

Saçımı ağartan emanet verdin

Evlat sorgusuyla yorma  Ya Rabbi

Kemalatım noksan kusurla geldim,

Settar’sın yüzüme vurma Ya Rabbi

 

Elimle taşıtma, yakan narımı

Yar bildim ey Yaran, Sen’in yarını

Noksanımın bir bir hesaplarını

Utanırım n’olur, sorma Ya Rabbi

 

Boyun büktüm, emir Sen’den: “İSTEYİN”

Ne istediğini mi sordun köleyin

“Aşkımdan, sevgimden başka bir şeyin

                “Üzerinde fazla durma Ya Rabbi.




  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Bu Eşek Kimin?

Ey yaşamak gayesini çoktan unutmuş insan

Yaşadığın ev kimin, yediğin ekmek kimin?

 

Sarılıp kucaklarsın malım mülküm diyerek

Yer yine de doymazsın, yediğin yemek kimin?

 

Ala, şala bezendin, karayla sürmelendin

Endamını beğendin, giydiğin gömlek kimin?

 

Hasat bizim tarladan, çalışan rençper biziz

Senin batıl adına tuttuğun elek kimin?

 

Denizler dar gelirdi, okyanusa sığmazdık

Deve kuşu kafalı, yüzdüğün gölek kimin?

 

Sen de babayım, diye, salınıp seyran etme

Anası belli, lakin öptüğün bebek kimin?

 

Soyun, sopun bizdendir, ceddin bize benzerdi

Giydiğin şalvar bizden, yırtmaçlı etek kimin?

 

Şerbeti beğenmedin, karpuza burun büktün

Kavunu tekmeleyen, yediğin kelek kimin?

 

Ben helale titrerken, aşıma haram kattın

Şu katık eylediğin tuzsuz çökelek kimin?

 

El sendendir belli ya zemberekli demokrat

Vuran kol senin gibi, tuttuğun kötek kimin?

 

Sen zalimsin belli bu, ceddini reddeyledin

Dedenin ahırında, sahipsiz eşek kimin?

 




  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Suçlu Biziz

Çorap örmektesin kendi başına
Zehir katmaktasın mazlum aşına
Tükürme ceddinin mezar taşına
Onların yurdunda yaşayan biziz.
 .
Can veren canana mezarlar kazma
Gördüğün zulümleri sulara yazma
Üzülme tuğyana, tâguta kızma
Onları sırtında taşıyan biziz.



  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Hayranlık

Toprağa gark olup candan geçince

Bedenimden türlü otlar bitecek

Görmedin mi nasıl şekil alıyor

Yeşiller içinde kırmızı çiçek.

 

Bilincim sarhoştur, âleme hayran

Baktım her varlığa mucize her yan

Toprak gibi dersem: “Derdime derman”

Gökyüzü gönlüme rahmet dökecek.




  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Kız Evlenince
Uzun boyu yıkılası bir kavak
Dişleri at gibi, dudağı çatlak
Ayak bir metreymiş,  gözleri patlak
Sayılmış kusuru kız evlenince.
..
Hançer gibi biçiyormuş her sözü 
Suratı asıkmış yüzsüzmüş yüzü
Bir katar çekmezmiş  ondaki nazı
Yığılmış kusuru kız evlenince.
..
Ayda gitse baba evi yol olmuş
Yaptığı yemekler ite yal olmuş
Evlenince herkese bir hal olmuş
Yayılmış kusuru kız evlenince.
..
Âlem sanmış bu evlilik bir serap
Bazen mamureymiş çoğunluk harap
Türlü huyu sökülecek bir çorap
Kayılmış kusuru kız evlenince.



  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Severim - I
Göğümüzde özgür özgür süzülen
Ökseye düşmemiş kuşu severim.
Varsın yavan olsun, katık olmasın
Helalinden pişmiş aşı severim.
.
Hak yolda bulunur, gül ile diken
Aşıklar vardır, var nefret eden
Küfrün bellerine, beynine inen
Mazlumun attığı taşı severim.
.
Bir yerde Müslüman şehid olanda
Gönül durmaz, kalem durmaz o anda
Bazen tane tane, bazı zaman da
Sağnak sağnak inen yaşı severim. 
.
şu vefasız dünya, doymaz insana
Bir gün davet gelir, ömür kuşuna
Doğru yolda olan, diri bir yana
Müslümanca ölmüş nâşı severim.



  Yorumlar (2)
1. Severim...
Yazan hasibecan, on 05-03-2007 21:12
Selam Ayten, 
Haberi yeni aldim, bende senin gibi mustesna bir dostun bu mustesna sitene kaydimi oldum... 
Rabbim insaallah hayirlara vesile eder, edeceginede gonulden inaniyorum... 
Siirine yorum yapmaya luzum var mi ki!?! 
Yuregine, gonlune ve kalemine saglik guzelim... 
Bundan sonra buralarda da gorursun kardesini artik... 
Dua ve sevgiyle kal. 
Hasibecan
2. Yazan Afife, on 08-03-2007 11:51
Ayten hanim yukarida yorum yapan arkadas bana yabanci gelmedi. Sayet tahmin ettigim kisi ise kendisi ile rotterdamda pek gorusemiyoruz:) Sizin vesileniz ile belki sitenizde hasret gideririz. Evet hasibe haniminda dedigi gibi yoruma ne hacet. Kaleminizin ucu tam yaraya batiyor. Yaradilani sevmek yaradandan oturu.  
Saygi ve selamlarimla.....

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Gıtti
Sabah sultan idin, akşam payesiz
Genç yaşında kaldın bak sermayesiz
Yaşadın yel gibi estin gayesiz
Yıllar seni senden çaldı da gitti. 
.
Aşkın deniziyim severim dedin
Sarıldın dostlara, silleler yedin
Öyle acı çektin, sen de beğendin
Çileler saçını yoldu da gitti. 
.
Bir yol ben canana varayım dedin
Gönül sarayına gireyim dedin
Almazsa kapıcı durayım dedin
O ellere sultan oldu da gitti.
. 
Neden duymuyorsun sessiz çağrımı
Ellere demedim gönül ağrımı
Bir acı bakışla yanmış bağrımı
Dostun mızrakları deldi de gitti.
. 
Önünde durulmaz  coşkun bir selin
İfadesi yetmez ağzımda  dilin
Aşkım gün görmemiş bir taze gelin
Ömrünün yazında öldü  de gitti.



  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Yedi Başlı Yalan

Saçlarıyla kendini örten kişi,

Bilmez, benim ülkemde bulunur

Burada Kuran’sız Müslüman

Das Kapital’siz komünist olunur.

 

Kendi gözünden düşeni

Kendi ayakları altında kalanı

Kim kaldırabilir… kendinden başka

Kim öldürür yedi başlı yalanı.

 

Kaybolarak öğrendiğim şehirleri,

Nasıl unuturum! Ah, sevgili dostum

Kavakların söylediği türküleri,

Dibinde dinlemekten mutlu bir kumdum

 

Deniz bitti, yol bitti, tüm bağlar koptu,

Suçlusun, herkesi kaptan saydın,

Babası ölmüş tek şehzade gibiyim,

Başım sağ olsun ve gözüm aydın.

 

Kendime müjdeler olsun, şükür ki yok

Allah’tan başka Sahib-i Zaman

Ben tanımıyorum Allah’tan başka

Gaybın ve her şeyin nabzını tutan

 

Asanı koy, çarıklarını çöz, yükü at,

“Eğil ve kapan” sükûta sebep çok

Elbet anlayacaklar beni insanlar,

Fazlasını söylemeye artık gerek yok.




  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

NİYAZ

Kerem eyle, kaybolduğum yerde ara bul beni

Çıkmazlardan döndür de tut elimden al beni

Teselli verme sakın, silme gözyaşlarımı

Kaçılan hangi dert var, hep onlara sal beni.

 

Seneler senesi hep, aradım durdum seni

Beynimin ortasından, nara yaktın sen beni

En hassas noktasından parçalar yüreğimi

Bu ağaçtan vahşice, kırılan her dal beni

 

Bu sevdanın hasreti gönlümde yanardağdı

Sağlar ölü bu şehirde, ölüler sağdı

Girdaplardan girdaplara sokarak boğdu

Tutunduğum her bir el, sarılan her kol beni.

 

İstemem ne yer, ne yar, tek Sen yetersin bana

Beynim Sen’den tarafa, yüreğim Sen’den yana

Ben keder ve hüznümü açacağım hep Sana

Anlamaz yarattığın topraktan bir kul beni.


  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

yine Nerdeyim
Her akşam erkenden kapıyı örtün
Siz beni ne gece, ne sabah görün
Yalnızlık başıma yağıyor her gün
Ben kendi sılamda gurbette miyim?
 
Nerde sevdiklerim,nerde ildeşim
Hani anam, babam hani kardeşim
Ömrümün ortağı, eşim , evdeşim
Haberim olmadan hicrette miyim?

 
Bir garip dert ile yaktım bağrımı
Dinlemez , anlamaz, bilmez çağrımı
Gittiğim yol nasıl acep doğru mu
Bilmem ayrılıkta vahdette miyim?

 
Şu simsiyah olmuş bulut ben miyim?
Yol kesen eşkıya , haydut ben miyim?
Yetim duasında umut ben miyim?
Ben neyim şaşırdım kesrette miyim

 
Gayrı gözlerime gölgeler düşer
Aşkın şarabından doldur daha ver
Anla beni benden öte yol gider
Vuslatı olmayan hasrette miyim?



  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Sülalemin Meskeni
Hapishane mesken olmuş neslime
Selam edin dayım ile emmime
Sorarsanız eğer dedem Kerim’e
İte “İT” dediği için suçluymuş.
. 
Teyzemin tek oğlu olan Süleyman
Halamın ortanca damadı Osman
Elin karısına yan gözle bakan
Puşta “PUŞT” dediği için suçluymuş.
. 
Eniştem Hüseyin köye gelirken
Yıllardır yan gelip geviş getiren
Daim çifte ile  hatır deviren
Ata “HÖST” dediği için suçluymuş.
. 
Babam ağır ağır yolda giderken
Bilenden ahvali soralım derken
Herkesin  içtiği suya işerken
İte “HOŞT” dediği için suçluymuş



  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Sam Amcanın Keçileri
Haççe Teyzemin bayırın yüzünde
Babadan kalma, dokuz kardeş bölüşmüş
On dönüm tarlası vardı.
Gözü gibi bakardı
Yadigardı.
.
Taşlarını temizler
Otlarını yolar, ekime hazırlardı.
Bereketli yağmurlar göklerden indi
Yüzü güldü, mahsul iyiydi. 
.
Tam biçilecek vakitlerde
Ekine bir oğlakla bir keçi girdi
Haççe Teyzem öfkelendi
Tarlaya koşuverdi
Hayvanı çıkarayım derken
Böğrüne boynuz yedi
Oracığa kıvrılırken
Yerden aldığı taşı
Keçiye attı ama değmedi.
İşte tam o esnada
Sam Amcanın çobanı
İbrahim Emmi geldi.
Çenesinde top sakalı, keçi gibiydi
Başına bir melon şapka giymişti
Çocuklar bilmem neden,
"Mister Abraham" derdi.



  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Bilemiyorum

Öteden beriye nakil verene

Bir çirkin su iken şekil verene

Beynimi yaratıp, akıl verene

Nasıl şükür etsem bilemiyorum.

 

Secdeye varınca, nazım adına

Yüreğimde saklı sızım adına

Yar adına, oğlum, kızım adına

Nasıl şükür etsem bilemiyorum.




  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Severim - II

Severim ayranı tasta içmeyi

Dayısı olmayan köprü geçmeyi

Asrın putlarına kefen biçmeyi

Küfre isyan eden dili severim.

 

Nasıl aydınlatsın ışığı mumun

Şanlı yük üstünde güçsüz omzumun

Yoksulun, yetimin, garip mazlumun

Ellerinden tutmuş eli severim.

 

Dosdoğru yol varken eğri gidemem

İnsan putlarından ilah istemem

Şu bozuk yollara sırat diyemem

Kur’an’da söylenen yolu severim.

 

Örümcek ağından yuvalar kurma

Sana zulmedenin halini sorma

Kulluk isteyenin semtine varma

Yalnız Rabb’e bağlı kulu severim.

 

Dağlar dar gelir de nefes almazsam

Ovada dinimi konuşamazsam

Şehirde putlardan yol bulamazsam

Tevhidi yaşarsam, çölü severim.

 

Bana ne, onların mülkü fazlaymış

Hisseler, senetler, tapu gırlaymış

Rabb’imin sevdiği yolda harcanmış

Altın şöyle dursun, pulu severim.

 

Çözüm iflas edip, bittiği zaman

Küfür sağnak inse, kopsa bir tufan

Rükusu bir ömür Rabb’ime olan

Küfre bükülmeyen beli severim.

 

Konuşursam eğer, sustururlarmış

Hani hak, özgürlük palavralarmış

Beni ağlıyorken yalnız koymamış

Şebnemle süslenmiş gülü severim.

 

Bunların hem Çan’ı, Kaya’sı varmış

Hakkımda tutulan dosya kabarmış

Beni öz yurdumdan kovacaklarmış

Ben de beni seven ili severim.

 




  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 

Pembe Gelin Destanı

Dedem bir Osmanlı çocuğuydu

Bilmezdi, demokrasi nedir, cumhuriyet nedir?

‘Düvel-i muazzama’ der, ‘Dersaadet’ der susardı…

 

Babası İşkodra’dan Yemen’e savaşmış

Anlı şanlı bir gazi, Ali Ede derlerdi

Övünmek nedir bilmez, dosdoğru bir adammış

Geceleri Kuran okur, sessiz sessiz ağlarmış…




  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 
Takma Bacaklar Yazdır E-posta

  Aşağıdaki yazı "Geleneksel ve Modern Hurafeler Kıskacında KADIN " isimli kitaptan alınmıştır

 

GELENEĞİ OLUŞTURAN VE TAŞIYAN “TAKMA BACAKLAR” VE BUNLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ

 

Bunlara geleneğin temel ölçüleri ve gereken yere taşınan, konum ve şekil değiştiren ayakları da diyebiliriz. Buraya örnek olarak alıntılayacağımız görüş ve hikâyelerden çok, bu görüş ve hikâyelerin neye işaret ettiği, neyi murat ettiği ve bu hikâyelerin nakli ile nasıl bir şey beklendiği konusuna dikkat edilmesi gerekir.

 Dişi Kuş

 Kadınlarla ilgili kitaplar,  dergiler hatta müstakil yazılar, çok garip bir şekilde sanki ağız birliği etmişçesine kadın konusuna girerken, çok önemli bir methiye imiş gibi derhal bu atasözü ile bu konudaki görüşlerini ortaya koyarlar: 

"Yuvayı dişi kuş yapar"

  Bu cümleyi okuyan kadın, mutlu bir tebessümle geriye yaslanır, çünkü kendisi taltif edilmiştir, yuva gibi “Allah evlerinizi sizin için huzur ve sükûn mahalli kıldı.”(Nahl Sr:80)denilerek kutsanan bir mekanın imarı ve ihyası kendisine tevdi edilmiştir!?

Yaslanmasın!!!

Çünkü aynı atasözünü okuyan ve yazan erkek, aynı sözden “aile, eş,  çocuklar, eğitim, bakım, yetiştirme vs. gibi” pek çok sorumluluğunu, bir anda “dişi kuş” olarak tanımlanan eşinin üzerine devretmenin/yıkmanın rehavetiyle o da gülümser ve geriye yaslanır.

Bunun sonucunda evlenip çocukları olduğu halde, bir türlü bir aileye erkek (kavvam/rical) , karısına koca, çocuklarına baba olamayan bir adam ortaya çıkar. Çünkü kendisi “dişi kuş” olmadığına göre ve “Yuvayı dişi kuş yapar” denildiğine göre, üstüne elzem olmayanı üstlenip neden kendisini yoracaktır?!

Tabi kadının aklına:

“Yuvayı dişi kuş yaparken, erkek kuşlar nerededirler, ne yaparlar, neyle uğraşırlar?” gibi bir soru pek gelmez. Gelse de nasılsa verilecek birkaç uygun cevap ve bulunacak birkaç mazeret her zaman olacaktır. (Zorlanıyorlarsa bana müracaat etsinler, üç beş tane naklederim.)

Sözün doğrusu: “Yuvayı iki kuş yapar” şeklindedir. Çünkü gördüğünüz yerde inceleyiniz, öyledir. Yoksa tek kuş ne yuva yapar, ne yumurtlar, ne yavrular ne de o yavruları büyütür. Çünkü bu mümkün değildir.

İnsan hayatında da bu imkânsızlık vardır. Bu bazen böyle sözlerle görev devriyle bazen bırakılan boşluğun boş kalmasıyla bazen de en uygunsuz kimseler tarafından doldurulmasıyla sanki giderilmiş gibi görünüyor.

“Ben Muhammed Kızı Fatma’yım”

Rivayete göre Efendimiz asm, kızı Fatma’ya cennetteki komşusunu görmek isteyip istemediğini sorar. O da elbette görmek istediğini söyler. Babası ona bu kadının kim olduğunu söyler ve Fatma annemiz de onu görmeye gider.

-         Kim o?

-         Benim Muhammed’in kızı Fatma

-        Fatma geleceğini bilmiyordum, yarın gel de eşimden sana kapıyı açmak için izin isteyeyim.

Fatma annemiz döner, çünkü kadının kocası evde değildir. Ertesi gün yine gelir kapıya:

-         Kim o?

-         Ben Muhammed kızı Fatma’yım.

Kadın kapıyı açar ama bir de bakar ki yanında annemizin oğlu da bulunmaktadır. Bu sefer der ki:

-    Fatma, ben eşimden yalnız senin için izin almıştım, yarın gel de oğlun için de izin alayım.

 Annemiz yine döner.(Efendimizin vefatında annemizin büyük oğlunun dokuz belki en fazla on yaşında olduğunu hatırlatmamız, hikâyeyi değerlendirme açısından faydalı olur diye düşünüyoruz.)

Annemiz ertesi gün yine gider. (Bir mevzuata takılmış resmi dairelere gide gele, anasından emdiği süt burnundan gelen vatandaşlarımızı hatırladık. Nedense!?)

Aynı şeyler tekrar edilir ve kapı açılır. Neredeyse hiç eşya bulunmayan bir evdir. Evde güneş ışığının düştüğü yere bir kap su ve biraz da ekmek konulmuştur. Annemiz sorar:

-         Neden ekmeğini güneşe koydun?

-         Eşim çobandır, o kurumuş ekmek yerken ben yumuşak ekmek yemek istemedim.

-         Suyunu neden oraya koydun?

-         Eşim güneşte ısınmış su içerken ben soğuk su içmek istemedim.”

İşte cennetlik kadın budur. Mesleğimi hatırlayarak, bu hikâyeden çıkardığımız dersler nelerdir diye bir soru sormayı zaten gereksiz buluyorum, çünkü bu hikâyeden çıkarılması gereken dersleri de çıkararak kadınların önüne koyan bol miktarda zevat bulunmakta.

Biz, bir kadının, kapıya gelen bir kadın için –gelen bir peygamber kızı- kapıyı açmamasının; henüz sabi bir çocuğu bile –üstelik bu bir peygamber torunu- eşinden izinsiz ve habersiz eve almamasının; üstelik bunun cennete sebep bir eylem olarak görülmesinin sorgulanmasını, bununla verilmek istenen mesajın kadınları düşürdüğü konumun düşünülmesini istiyoruz. Kapıyı açamayan, eve kimi alacağını, kiminle görüşeceğini bilemeyen bir kadın! Bu en çok kimin hoşuna giderdi dersiniz? Ben bilmiyorum, siz söyleyin.

“Efendi Kiminle Görüşeyim?”

Hikâyeye göre güya Nasreddin Hoca istemediği bir evlilik yapar. Karısı ilk halvetlerinde sorar:

-         Efendi kime görüneyim?

-         Bana görünme de kime görünürsen görün, der

Tabi bizim hikâyemiz/rivayetimiz bu değil. Bu çok masum bir eleştiri olsa gerek, biz de tebessüm edip geçiyoruz. Tebessüm edemediğimiz, gerisinde haksızlığın ve zulmün barındığını düşündüğümüz rivayet ise şöyle:

“Bir kadın evlenir ve ilk yalnız kaldıklarında kocasına sorar:

- Efendi kiminle görüşeyim?

Adam, hanımına ailesinden kimlerle görüşüp görüşemeyeceğini söyler. Buraya kadarı normal, çünkü hiç kimse eşinin ailesini, sülalesini eşi kadar bilmez. Bu sebeple böyle bir soruyu iki taraf için de anlamsız bulmuyoruz. Ancak, bundan fazlasını doğru bulmuyoruz, biz kadınların, kadın olarak kimlerle arkadaşlık edeceğine, kimlerle arkadaşlık etmemesi gerektiğine, kimlerden kendisine zarar gelebileceğine karar verecek kadar akıllı olduğunu düşünüyoruz.

Ancak bundan sonra gelecek soruya dikkat edilmesini istiyoruz:

- Annem, babam ne zamandan ne zamana gelsinler?

Bu ‘tenbihül gafilin’, veya ‘mürşid-i müteehhilin’ onayındaki hikâyenin yol göstericiliğinde artık anlıyoruz ki artık o anne-baba da evlendirdikleri kız çocuklarının yüzünü dahi damat efendinin lütfu ve izni oranında göreceklerdir. Takvaya bakın takvaya!?

Biz evlenen gençlerin birbirlerine alışması için onlara süre verilmesini, yardımcı olunmasını, iki taraf anne-babanın da “hala tık tık”tan kaçınmalarını her zaman söylüyoruz, ancak bu bir tarafın keyfiliğine bağlanmış bir durum kesinlikle değildir.

Neyse olaya devam edelim.

Yeni damat uygun bulduğu süreyi karısına söyler ve o da ailesine iletir.

Aradan çok uzun bir zaman geçer, adam eve gelir bakar ki evde kendisinden habersiz ve izinsiz olarak bir kadın bulunmaktadır. Hemen karısına sorar:

- Bu kim?

- Annem.

Adam yıllardır evli olduğu kadının annesini, yani kayınvalidesini tanımıyor. Adam kadınlardan bu kadar da uzaktır. Bak bak bak sen şu takvaya bak?!!!

Ortada iyi ki Hz. Peygamberin kızı Fatma Annemiz ile olan yakınlıkları var. Yoksa birileri bize takva diye taşları yedirecekler. O her sabah önce kızını görürdü. Şehirden çıkarken en sona onunla vedalaşır, gelince önce onu görmek isterdi. O gelince ayağa kalkar, alnından öper, ellerinden öper, bağrına basar ve yerini ona verirdi. Bir anneyi ve babayı güya takva adına evladından hangi insafsız, bir başka insafsızın hevasına terk hakkına sahiptir? Bunu neye dayanarak iddia edebilirler? Bir zaruret yoksa insanların yakınlarını görmelerine, infakta anne-babayı ve akrabayı öncelemeyi emreden Kitap’ın neresine dayandırabilirler? Biz Kitabımızda öyle bir yer bilmiyoruz. Kitab’ın onaylamadığı rivayetleriniz de sizin olsun, güle güle kullanınız.

Yaş(l)anmayan Hikâyeler

Kur’an’a göre açıklaması, tasdiki söz konusu olmayan, evliya ve ermiş hikâyelerine yerleşmiş, pek çok unsur da “halk İslamı=atalar dini=gelenek dini” dediğimiz manzume içerisinde yer almaktadır. Bunlar belki masal, hikâye gibi değerlendirilse sorun daha az olacak, ancak buradaki görüşlerin neredeyse ayet gibi algılanması toplumsal hayatı şekillendirmekte kullanılması da pek çok kimsenin vakıf olduğu bir gerçektir.

Bunlara da birkaç örnek verelim:

“Hayatı ölümünden yüz elli sene sonra kaleme alınan Rabia ile ilgili hikâyeler bunların en meşhurlarındandır. Mesela Rabia yalnızca Hasan Basri’ye karşı örtünüyor, bunu ona soranlara ise, “Diğerlerini erkek suretinde görmediğini”,(ne olarak gördüğü hep merak konusu),  bazılarını ise hayvan şeklinde gördüğünü söylüyor. Bazıları ise onun örtüsüz oluşunu cariye oluşuna bağlıyorlar, özgür bırakıldığını hatırlatmak istemiyorlar.

Şimdi birileri de çıkıp, “Ben de kimseyi erkek suretinde görmüyorum, bu sebeple örtüye gerek duymuyorum” derse, bu dediğinin yanlışlığını ona nasıl ve neye dayanarak söyleyebiliriz.

Beşeri=cismani aşkın anlamsızlığını, ömürsüzlüğünü ve geçiciliğini ifade etmek için, göz çıkarmadan, kol koparmaya kadar, binlerce anlamsız, mesnetsiz, tekrarlanamaz, uygulanamaz, tavsiye ve telkin edilemez, doğru olmayan masal unsurları, bu tip kitaplar içinde yerini almış durumdadır. Sosyal hayatta ise nasların yerine oturmuşlardır.

Yine Rabia’nın bir duası vardır: “Allah’ım beni Sen’den başkasına muhtaç etme” şeklinde. Hâlbuki bu duanın aynısı yapan Hz. Ali Efendimize, Sevgili Efendimiz:

-“Ey Ali sen ölmek mi istiyorsun?” şeklinde önce mantığını düzeltti, sonra

- Allah’ım beni namerde muhtaç etme” şeklinde dua etmesini öğrettiği herkesin bildiği bir gerçek olduğu halde, bu hikâyeler anlatılmaya, okunmaya, okutulmaya devam edilir.

Mantık olgusu ve örgüsü Kuran’a göre şekillenmeyen insan, en azından selamlaşmak için, gülümsemek için, sevmek için, nesil için, öğrenmek için, toplu yapılabilecek ibadetler için, zekât için ve tüm diğer beşeri gereksinimlerimiz için insanın insana muhtaç olduğunu hatırlamıyor. Bu konuda ümmi=kirlenmemiş mantığın algısı daha doğru ve gerçekçi:

“Ağaç kapı altın kapıya, altın kapı da ağaç kapıya muhtaçtır.”der.

İsa Peygamber ve Musa Peygamberlerden başlamak üzere adı bilinen tüm önceki peygamberler ve hikmet sahibi insanlar ve tarihin meşhurları da bu masal dünyasında yer almışlardır. (Bizim asıl konumuz kadınlar olduğu için, Kitabını kendisine yastık eden sahabe ile odada Kitap var diyerek saygı gerekçesiyle geceyi uyumadan geçiren Osman Gazi kıyaslamasını; ya sahabe pek muttaki değilmiş demek ki(!) ya da Osman Gazi kendisine göre bir takva yolu bulmuş, demek zorunda kalacağımızdan yapmak istemiyoruz; dedik ama esasında yaptık bile.) Bugün de hala kendi iddialarına göre, onlarla görüşenler, konuşanlar, danışanlar, onların isteklerini aracı olarak alıp iletenlerden oluşan hikâyeler/esasında masallar şu anda da bunları yaptığını söyleyenlerden oluşan gerçek bir esatir dünyası bulunmaktadır. Ancak bunlar “esatir-i evvelin” değil, şu anın esatirleri olmuş, yani güncellenmiş durumdadırlar. Şu anda yaşanan kadın karşıtlığının ve aşağılanmasının sebebi uydurmalar ve bu uydurmalar kuşatıcılığı altında gayesinden uzaklaştırılmış, bağlamından koparılmış, bireysel düşüncelerin ispatında kullanılmaktan çekinilmemiş hükümler/ayetler vardır. Ayetlerle oynamaktan, ayetleri gayesinden saptırmaktan çekinmeyen başka neden çekinebilir?

“Evden Çıkabilir miyim?”

Rivayet şöyle: “ Bir kadının kocası şehirden dışarıya gitmiştir ve giderken kadına “evden çıkma” demiştir. (Bilemiyorum erkekler kadını evden dışarıya çıkarmamakla nasıl bir tatmin, mutluluk yaşıyorlar veya bunu neden yapıyorlar?)

Sonra aynı şehirdeki babası hastalanmış ve kızına haber göndermiştir. Kızı da güya peygambere sormuş, O da kocasının böyle bir isteği varsa evden çıkmamasını söylemiştir. Babanın hastalığı ağırlaşır, adam yine haber yollar. Kadın yine Peygambere sorar, O da yine aynı cevabı verir. Adam öleceğini anlar ve ölmek üzere olduğunu son kez gelmesini, kendisini görmek istediğini söyler ama önceki olanlar aynıyla gerçekleşir ve bu baba aynı şehirdeki kızını göremeden canın teslim eder.

Buraya kadar olsa iyi, güya daha sonra da Peygamber der ki: “Senin kocana itaatin sebebiyle Allah babanın bütün günahlarını affetti.”

Eğer bu bir ihlâs ise, kızın ihlâsı sebebiyle onun yaptığını doğru bulmayan babanın günahları neden affedilsin? Kocanın, karısına “Evden çıkma” deme gibi bir hakkı nasıl olabilir? Üstelik bunu peygambere onaylatma tavrını kim nasıl, nereye sığdırabilir? Peygamberin, sıla-i rahim gibi bir farizayı yasaklayan birisinin keyfi görüşünü onayladığı nasıl düşünülebilir? Bu kadın neden evden çıkıp çıkamayacağına ve nereye gidip gidemeyeceğini kendisi karar veremiyor? Evlilik erkeğe böyle bir yetkiyi neden ve neye dayanarak verir? (Kast ettiğimizin, danışarak ve birbirinden haberdar olarak hareket etmek olmadığını yanlış anlamalara meydan vermemek için bir kere daha yineliyoruz.) Kadın neden, nereye gideceğini bilemeyen bir aklı ermez çocuk veya deli konumunda görülüyor, gideceği yer bilgilendirme ve istişareye değil de neden izne dayandırılıyor, biz anlamlı-geçerli-evrensel dinin ölçülerine uyan bir mesnet bulamıyoruz. Yalnız yaşayan bekâr kız ve kadınlar böyle bir durumda, evlilere göre cenneti kazanma açısından daha şanslı sayılmazlar mı? (Çünkü onların razı etmeden cennete giremeyeceklerini öğrendikleri bir kocaları da yok. Yani tek razı etmeleri gereken merci Allah cc.)

Kendisi için Mücadile Suresinin giriş kısmı nazil olan kadın sahabe (ayrıca bahsedeceğiz) ve kocalarından Hz. Peygambere şikâyete gelen kadın sahabeler, bu şekilde şikâyet için gelmeyi kocalarından izinli mi yapıyorlardı yoksa izinsiz mi? Her namazda ve her gün Peygamber ile beraber oldukları halde, tamamen özel konularda konuşmak için her Perşembe günü O’nunla özel oturumları bulunan bu kadınlar içerisinde, Ebubekir’e sitem edenleri, kızanları, onunla ağlayanları, ona biat etmeyenleri; Ömer’e vahyi hatırlatıp Allah’tan korkmasını öğütleyenleri, ayakta saatlerce onu dikenleri; Osman’ı en sert şekilde eleştirenleri; Ali’ye karşı çıkanları vardı. Yani onlarda da her türlü kadın vardı, bugün de her türlüsü olduğu gibi. Ama onlar hiç suçlanmadılar, görüşleri sebebiyle hiç kınanmadılar, hiç eksik etek olmakla ve üstlerine vazife olmayana karışmakla itham edilmediler, ne şanslıydılar, ne özeldiler, ne güzeldiler; çünkü gerçekten özgürdüler.

Siz ne düşünüyorsunuz ey kadınlar…


Boşal(tıl)an Mescitler


Müslüman dünyaya mensup kadınların tüm hakları, Hz. Osman zamanında başladığı söylenen ve nedense(?) 1400 yıldır bir türlü giderilemeyen(!) “fitne” sebebiyle yavaş yavaş askıya alındı, daha sonra bunların kullanımı mekruh görüldü, devamında da gelenek görenek içinde fiilen haram kılındı. Haram olmadığı bilindiği halde, haram imiş gibi uygulandı ve yaşandı. Fitneden korunmanın bir ölçüsü ve sınırı olmadığı için, bu düşünce eylemde, kadını eve hapsedinceye (adına hapis denilmese de evin erkeğinden izinsiz veya yanında aileden bir erkek olmadan dışarı çıkamamak, hapis demektir) kadar gidiyordu. Korunulan ve korkulan bu fitnenin neden sadece kadınlara yönelik olduğunu, neden hiçbir erkeğe bu fitnenin dokunmadığını da kimse sorgulamıyor.

Kim nerede ne zaman kadınların mescitlere gidemediklerinden dert yansa ve nerede ne zaman bu konu gündeme gelse, mesela kadınların neden asırlardır mescitlere gidemediği sorgulansa; hemen Hz. Ayşe annemize ait olduğu söylenen “Şayet Resulullah asm. bu hanımların (zamanımızda) ortaya koydukları davranışları görseydi, İsrail oğulları hanımlarının men edildikleri gibi, onları mutlaka mescitlerden men ederdi.” şeklindeki bir söz aktarılarak, kadınların evden çıkmamalarının daha doğru olduğu, yaşasaydı bunu peygamberin de böyle uygulayacağı, peygamberi herkesten iyi tanıyan Ayşe annemizin de böyle düşündüğünü ifade ederler. Kadınların koku kullanmaları sebebiyle böyle diyen Ayşe Annemiz, herkesten iyi bilir ki Kur’an, Yahudileşenlerin ibadet yerlerini erkeklere has hale getirmelerini, Rabbimiz, Hz. Meryem annemiz vasıtasıyla yaptırdığı bir inkılâp ile reddetmiştir. Böyle bir durumda Efendimiz en fazla “Kadınlar mescitlere gelirken çok belirgin kokular kullanmayın.”der, ama asla kadınların mescitlere gelmesini yasaklamazdı. Kuran’ın reddettiğini, Efendimizin yaşasaydı yapacağını ve bunu annemizin iddia etmiş olabileceğini kabul etmek, düşünen akıl sahipleri için zor görünüyor. Ancak kadını eve kapatmaya istekli olanlar için bu zorluk hiç söz konusu değil.

Ona ait olduğu söylenen bu söz üzerinden ve Cemel olayını sık sık hatırlatarak, “Kadın evden çıkınca neler oluyor görün” kabilinden bir mesaj verilmeye çalışılarak, Ayşe Annemizin de bu olayı anarak hep ağladığını ifade ederler. Yalnız unuturlar; O, evden çıkmasına ve büyük bir orduyu komuta etmesine değil, -çünkü her zaman çıkıyordu- savaşta ölen/şehit olan on bin kişiye ağlıyordu. Ve unuturlar; Ayşe annemiz ne Şâri ne de Nebi’dir. Ve yine unuturlar, dinden bir şeyi çıkarmak ne kadar tehlikeli ise, dine eklenti yapmak da o kadar tehlikelidir. İkisi de –bilmeden de olsa- kişinin kendisini ilahlaştırması olur. Bunu da akil ve fakih olan annemiz elbette çok iyi biliyordu.

Biz biliyoruz ki ümmetin ayağa kalkması kadınların, nesilleriyle beraber mescitleri doldurmalarıyla başlayacaktır. İşte onun için ben, kadınlar adına söz veriyorum, kadınlar mescitlere koku kullanmadan gelene kadar bu sözün sebebini anlatacağım. Müslüman kadınlar kucaklarında ve yanlarındaki çocuklarıyla mescitleri doldurunca ümmet ayağa kalkacak dermanı kendisinde bulacaktır. Yoksa kadınların gelmediği/çıkartıldığı yere gelmeye yeni nesiller alışık olamayacaklardır. Ey dindar yasakçılar, bütün kırmızı güller sizin olsun, bize mescitlerimizi verin!

  (Geleneksel ve Modern Hurafeler Kıskacında KADIN, Ayten DURMUŞ)




  İlk yorumu yazmak istermisiniz

Yorum Yaz
  • Lütfen yazı ile ilgili yorum yapın.
İsim:
Başlık:
Yorum:

Ek yorumların e-mail yolu ile bildirilmesini istiyorum

 
Sonraki >
@Ayten DURMUŞ