| Alenza |
|
|
|
Mihnet ile yaptığı iyiliği öldüren Kem sözüyle kurulmuş köprüyü yıkan Tüm cihadı söylenmekten ibaret Söylediği şeyleri kulakları duymayan Kişilerin peşinde hidayet var sanan Samimi, gözü yaşlı, gönlü kırık Ey fedakârlıkta sınır tanımamış zirve Alenza! Geldiğini görmedi kimse.
Tayyı mekân dursun, tayyı zaman dursun Tayyı hâl için bir yol bulunsun Nevaî ve Fuzuli’nin gittiği yoldan yürü Belki de böyle yaşar uhdende saklı sevda. Yürekleri üryan gelip yine üryan gidenler Bilmezler sakladığın hazinenin değerini Sen tenin için ruhunu kurban etmedin… Ben sevdiğimde gerçekten sevdim Özlemekten bıkmadığım sevgili için Yorulmadığım hicranları yaşadım Duymamaya kararlı olduğum haykırışlar ‘Aşk olsun’ demedi hiç, aşkı yok sayar… Beni de yok saydınız, ama varım Kâinat korosunun içinden Arada bir tizleşen akortsuz sesinizi Bakışlarınızda gizlenen öfkenizi duyarım. Bu sebeple melâlimi anlamaz herkes, Herkes yaşadığım hicranlara katlanamaz Kucaklayamazlar, yar gibi saramazlar Servetleri gibi saklayamazlar Alenza Benim sakladığım bir servetim yok Varsa bir şeyim, onu da çabuk harcarım Ama dokunmam aşktan yana Korkunç güzellikte bir heyelan Gelirse üzerime korkmam, kalmam altında
Ben korkmadım hiç kimseden Kendimden korktuğum kadar O zaman sığınırım, inandığım Allah’a Titrerim, haşyetten ağlarım, biliyorsun Alenza Yoksa her şeyi yakmak arzumu tutamam Kırmak ve parçalamak isteğimi bastıramam.
Dolaşırken bizimle aynı iklimde Heyecanla haykırdın, herkes duydu sesini İşte Akif, ‘Üstad’ gerçek bir şair Bu zirve hangi mikyas ile ölçülebilir Vatanla bütünleşir, milletle bütünleşir Her bir acı sinesinde katlandıkça katlanır Edipler O’nun şiirini karanlıkta görse tanır… Yerden ziyade gökyüzüne yakın sözler O’nu görünce ayağa kalkar, görmezse özler.
Şimdi bir daha yaşasaydı, her satırında Bütün ıslam coğrafyası sayılıp dökülürdü Kim bilir belki de gördüklerine dayanamaz Dönerdi hemen kabrine, erkenden ölürdü.
Aylar bize hala muharrem Alenza, Ezansız, minaresiz ve merhametsiz Ama düzenli, ama çirkin ve temiz Sömürülerle kurulmuş şehirlerin banileri Evet, güzel silahlar da yapabilirler Herkes yaptığının üstüne adını da yazabilir Fakat bir ‘Çanakkale Destanı’ yazamazlar. Hep zaferin şevki ile yaşamış bir milletin Çocukları ölürken de kahramanlık burcuna Bir daha indirilemez bir bayrağı diktiler.
Fakat savaşı kazananlar, bir daha konuşamadılar… İşte onlardan geriye kalan artıklar İşgalci Batı karşısında ‘hazrol’dalar… Özgürlükle anarşinin fark etmeyip farkını Tüm ölçü ve değerlere bıkmadan saldırdılar İslam’dan koptuğunu saklayan Müslümanlar Müslümanların bayraktarı oldular Kilisede söylenen şarkılara katılmış Çan sesi eşliğinde söylenen ninnilerle Önce Kitab’ı uyutup, kitabına uydurdular Düşler ve rüyalar yerine kâbuslar Akınlar ve fetihler yerine izmihlal hep izmihlal
Ben Batı’nın ‘günbatımı’ndan başka Hiçbir şeyini sevmedim Alenza…
Kosova, ıstanbul ve Çanakkale Kâfidir bir tarihin başına taç olarak. Aradım Meşhed’i, tırmandım surlara Bu sefil yirmi birinci yüz yılda Ne Gazi Hünkâr vardı, ne de bir Fatih Ne Uluğ Bey vardı, ne Malkoçoğlu. Ne bir Hayme Ana ne de bir Dilşad Hasretim çağımda kahramanlara Hasretim, özlediğim vatanım kadar…
Alenza, böyle bir tarihe sahip bir millet Öğrenirse tarihini, sarsılır, ağlar Bir ayağını mihvere koyarsa kalkar Meselâ Niğbolu’ya, meselâ Mohaç’a Sen kalktın, tut elimden beni de kaldır Elbette her yapılanın bedeli vardır Düğümler vuran toplum hayat damarlarına Kendini sonlandırır, bir şey kalmaz yarına Kalmadı işte… Tarihinden koparılmış bir nesil Böyle alçak, böyle iğrenç ve sefil Elden önce sövüyor, kahraman atasına Dönüp dönüp ediyor, Kevser konan tasına
Alenza! Silme gözyaşlarımı, bırak Biraz sükûna eriyorum ağlayarak Ne yapalım da değişsin bu makûs talih Bir yaralık merhemi, hangi yaramıza sürelim Gönlümdeki isyanları sen bari anla Evet, ben hala, ‘Öz yurdumda garibim, öz vatanımda parya’ |
|
Kadın ve Erkek.. |
| Devamını oku... |
HER HAKKI SAKLIDIR. İZİNSİZ ALINTI YAPILAMAZ.