| Ben Senin İstanbul’un Olurum |
|
|
|
Dün gördüm, yine neden, hüzünlere boyandın Yine hangi ateşte, hangi tufanda yandın Sarp geçide yönelmiş, üstelik de yayandın Yanımda olsa deyip, hasretle beni andın Nerde olsan ey gönül, bekle seni bulurum Kederlenme, ben senin İstanbul’un olurum.
Neden sana saraydır, kendi kurduğun zindan Aykırı haykırışlar, homurdanır durmadan Her şeye isyankârsın, kendine bile yaban Gizleme hakikati, sanma ki yok anlayan Dilin sussa, kalbini, gözlerinden okurum Kahırlanma, ben senin İstanbul’un olurum.
Gözünü almasa da el âlemin serveti Birazcık karardı mı, yüreğinin saffeti Dostların ellerinden, düşmana bal şerbeti Belli ki ağır geldi, nimetlerin mihneti Nasibine altın tas, içinde bir tek yudum Zehirlenme, ben senin İstanbul’un olurum.
Mertebe gönül işi, kimseye gönül koyma Zamanın sahibi var, sus artık şafak sayma Kurduğumuz hayalin, gözlerini sen oyma Üstüne toprak atıp, başına da taş koyma Bitmemişken sevdamız, hayattayken umudum Kabirlenme, ben senin İstanbul’un olurum.
Görmeyen anlatırdı, şöhretin dilde iken Ben seninle beraber, uzun bir yolda iken Hayallerin büyüktü, sıkıştın gölde iken Nereye gideceksin, bilmez bir halde iken Okyanus ‘Gel’ diyordu, bir dar boğazda buldum Nehirlenme, ben senin İstanbul’un olurum. |
|
Bizim Toplumumuzda, evlilik söz konusu olduğu zaman genelde herkes teşvik eder. Yeni bir yuvanın kurulması, gençlerin ailelerini, akrabalarını ve çevrelerini sevindirir. Evlenecek gençler, bu zaman diliminde kendi ailelerinde yaşanan sorunların hiçbirinin yaşanmayacağı bir evlilik hayali içerisindedirler. |
| Devamını oku... |
HER HAKKI SAKLIDIR. İZİNSİZ ALINTI YAPILAMAZ.