Ayten DURMUŞ, hertaraf.com 08.03.2026
Nice yıllar var ki hiçbir ramazanımızı gönül hoşluğu ile geçirememekteyiz. Coğrafyamızda kurumadan her gün bir başka yerde akan kan, toprağa düşen her bir can, yıkılan evlerden ve ülkelerden daha çok yıkılan umutlar… İşte böyle bir zamanda idrak ediyoruz ramazan ayımızı.
Genelde insanlık, özelde Müslümanlar, Hz. Musa’dan yüzlerce yıl sonra, Tevrat adı verilerek uydurulan sapkın bir kitabın uydurmalarını hakikat sanarak insanlığa, tuzak üstüne tuzak kurmaya devam eden lanetli bir soyun, bir ‘şeceretü’l-mel’une’nin azgınlıklarıyla karşı karşıyadırlar. Şeytanın görevini üstlenmiş Yahudilerin bu kısmı, yalanlardan beslenen sapkın amaçları doğrultusunda, insanları kendi hedeflerine uygun olarak köleleştirdikleri, uluslararası bir düzen kurmuş durumdadırlar. Bu sistemin en iyi köleleri, boyunlarındaki görünmez tasmalarından tutarak onları devletlerin başına getirenler tarafından kullanılmaktadırlar.
Bu tasmalı köleliğin ve köpekliğin en trajik örneğini, ABD ve işgalci terörist İsrail, tüm güçleriyle İran’a saldırdıkları, İran’ın en üst düzey devlet görevlilerini ve halkını vurdukları halde Batılı ülkelerin ‘İran saldırılardan vazgeçmelidir’ şeklinde açıklama yapan devlet başkanlarında görmekteyiz. Emperyalist Batı’nın bu durumu, suyun yukarısındaki kurdun, aşağıdaki kuzuya ‘Seni yiyeceğim çünkü suyumu bulandırıyorsun’ demesine benzemektedir. Akıl, mantık, bilim, aşağıdaki kuzunun, yukarıdaki suyu bulandırmasının mümkün olmadığını söylese de kurt, söylediği nedenle kuzuyu yiyecektir.
Emperyalist Batı denilen ‘ABD, İngiltere, Fransa, Hollanda, Almanya…’ gibi ülkeler, daha önce Afganistan, Irak, Suriye gibi nice ülkeleri, olmayan kimyasal silahlar yalanıyla, ‘özgürlük, demokrasi, kadın hakları!’ gibi sözlerle işgal ederek soyup soğana çevirdiler. Kadınlarını aşağıladılar, halkını ezdiler. Ülkenin yer altı yer üstü kaynaklarını, müzelerini, kütüphanelerini, hazinelerini boşalttılar. İşgalciler, talan ettikleri ülkelerle ilgili olarak ‘kadınların ezilmesi’ konusunu dillerine doladıklarında, önlerine öldürdükleri kadınların sayısı konulduğunda ‘Biz öldürmeseydik de onlar zaten burka içinde yaşıyorlardı.’ diyerek başka coğrafyaların kadınlarını öldürmelerinin, onlar için yaşamaktan daha güzel olduğu kararına varıyorlardı. Bunu kim söyledi size? Hangi kadın size, sizin tarafınızdan öldürülmenin ve çocuklarının annesiz kalmasının kendileri için daha iyi olduğunu söyledi? Bu nasıl bir yamyamlıktır, bu nasıl bir vahşettir, bu nasıl bir beyinsizliktir, bu nasıl bir azgınlıktır?
Emperyalistleri, işgal ederek soydukları topraklara getiren neden elbette ‘feminizm, özgürlük, eşitlik, demokrasi, adalet vs.’ değil, o topraklarda gözlerini diktikleri kaynaklardır. Bunlar, fiili işgal veya dolaylı işgal yoluyla alacaklarını alıp işlerini bitirince, geldikleri hızla olmasa da gider, devletin başına, kendilerine koşulsuz itaat edecek kukla yöneticiler bırakarak sömürüyü sürdürürler.
ABD ve Yahudi vahşetinin İran’a getirdiği özgürlük(!) -an itibariyle- 183'ü çocuk olmak üzere 1114 İranlının öldürülmesidir. Bu vahşet, 264 kız öğrencinin okuduğu okulun tekraren bombalanmasıyla 168 kız çocuğunu öldürdü. 168 küçücük mezar, 168 anne-babanın ciğerine düşen ateş! ABD ve İsrail! Sizin demokrasiniz de siz de kahrolun! Bir okuldaki 168 kız çocuğunun öldürülmesi, ülkemiz içinde ve dışında, ‘8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladığını sanan, kendi ölümlü varlığının dahi bilincinde olmayan kadın ve erkeklerden oluşan vampir sürüsünün ilgisini çekmemektedir. Yeter ki öldürülen kendilerinden olmasın. Bunlar ‘8 Mart Kadınlar Günü’ kutlaması yapmak adına, olabildiği kadar az giyinmiş kadın görselleriyle, cinselliği ‘özgürce kullanılabilecek kadın’ yaratmaya çalışmaktadırlar.
‘Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.’ ‘Cezayir’de, Libya’da, Bosna’da, Filistin’de, Gazze’de, Venezuela’da, Afganistan’da, Irak’ta, Suriye’de yaşananlar, Batı’nın sömürgen-ahlâksız-değersiz yüzünü bir kez daha ortaya çıkaran korkunç zulümlerdir. Bugün aynı zulüm, İran’a yapılmaktadır. Biz Müslümanlar, (İran’ın İslam dünyasında, mezhepçilik adına yaptığı büyük yanlışlarına rağmen) böyle bir durumda ‘tarafsız’ olamayız. Tarafımız bellidir; her birimiz gücümüz oranında zulmün karşısında, insanlığın yanındayız. İran halkının tüm acılarını paylaşıyoruz. Rabbimizden işgalcileri tez bir yenilgiye uğratmasını, İran halkına ve yöneticilerine, devletlerini kendi elleriyle kendilerine hizmet edecek şekilde dönüştürecek bilinç vermesini diliyoruz.
Asırlarca Türk Milletinin yönettiği, dünyanın en güzel şehirlerini kurduğu, bugün de nüfusunun yarısını Türklerin oluşturduğu İran’ın bombalanan şehirlerini ve öldürülen büyük-küçük insanlarını gördüğümüzde, ABD ve İsrail çıkarları adına kuduran sapkın zihniyetin ‘arenaya’ çevirdiği bir bölgenin insanı olarak, bu sapkınların zulümleri karşısında ‘nefis terbiyesi’ diyerek tuttuğumuz oruçlar içimize çöken zehri arıtmıyor. Yapmaya çalıştığımız ‘nefis terbiyesi, nefis tezkiyesi’ bizi kişiliğimizde bulunan bireysel eksik gedik ve yanlışlarımızla uğraşmaya bırakmıyor, dünya Müslümanları adına şu soruları sorduruyor: ‘Biz ne gibi yanlışlar yaptık da bugün bu kadar zillet altındayız?’ Bu sorunun, herkesin aklına gelen pek çok cevabı vardır elbette. Yaşadığımız kötü durumların en önemli birkaç nedeni şöyle:
1. Birlik değiliz. Parçalanmışlığımız güçsüzlüğümüzün ana nedenidir. Her ne pahasına olursa olsun, asgari müşterekler temelinde birleşmeliyiz.
2. Düşmanlarla ittifak kuran ‘dindaşlar’ var. Düşmanlar, onların sırtında semiriyor, omuzlarına basarak coğrafyamıza ve Müslümanlara saldırıyorlar. Düşman ülkeler, kendi aralarında parçalanmış olsalar da bize karşı her zaman tek yumruk olmaktadırlar. Bizler, hiçbir Müslüman ülke ve mazlum toplum aleyhine, yabancılarla ne karşılığında olursa olsun ittifak içine girmemeli, onların saldırılarına yardımcı olmamalı, gücüne güç katmamalıyız.
3. Ülke içinde, düşmanların desteklediği gafiller ve satılmışlarla Müslüman/Türk olmayanlar arasında güçlü birlikler oluşturulmaktadır. Aynı güçlü birlik, Müslümanlarla ülkelerinin güçlü olmasını isteyenler arasında bulunmamaktadır. Onların bu yanlışı, kendilerine ait kısa süreli çıkarları, değerli; uzun süreli hedefleri, görünmez kılmaktadır. Şer ittifaklarının her Müslüman ülkede ve işgali tasarlanan başka ülkelerde, dışarıdaki ve içerideki yabancı güçler tarafından desteklendiğini ve “ülkelerini önceleyenlerin” parça parça olması için ne gerekiyorsa yaptıklarını unutmadan, ülkelerimizde “satın alınamayacak güçlü birliktelikler” oluşturmalıyız.
4. ‘Dünya vatandaşlığı’ gibi yabancıların kendi hesaplarına bizlerden devşirme toplamalarını sağlayan yalanlarının içinin boşluğu öğretilmelidir. Hiçbir İngiliz, Fransız, Alman ve ABD vatandaşının “dünya vatandaşlığı” adına gidip en yoksul ülkelere ömür boyu hizmet ettiği görülmemiştir. Yabancı ülkelere önemli katkılar sağlayan insanlarımızı ülkemize getirmek için çalışmalar yapılmalıdır. Eğitimimiz, milli bilinç verecek şekilde yeniden yapılandırılmalı, ‘vatan, bayrak, dil, din, tarih’ bilinci sağlam şekilde aşılanmalıdır.
5. Caydırıcılık gücü, en iyi silahları üreterek ve en güçlü askerleri yetiştirerek artırılmalıdır. Caydırıcılığın artması, bildiğimiz ve bilmediğimiz düşmanlarımızın haddini bilmesini sağlayacaktır. Bu konuda, gelişmiş teknolojiye sahip Müslüman ülkeler, güçsüz olan ülkelere, kendilerini koruyacak ve bir saldırı olduğunda gereken karşılığı verebilecek şekilde silah desteği sağlamalı; bir saldırı olduğunda hep birlikte karşı koymalıdırlar. ‘Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için! ilkesi, Müslümanlar tarafından benimsenmelidir. Bu ilke Müslüman ülkelerin saldırıya uğramamasını sağlayacaktır.
6. Ortak paydaya sahip ülkelerle dilde, işte, amaçta en geniş birlikler mutlaka sağlanmaya çalışılmalıdır. Bu çaba, ara vermeden her konuda birlikte hareket etmek için sürdürülmelidir.
Bu bağlamda söylenecek çok söz, yapılacak çok iş vardır. Bireysel olarak dahi her birimiz, gücümüz oranında, kimsenin söylemesine gerek kalmadan ‘Bu koşullar altında ve mevcut durum karşısında ben ne yapabilirim?’ sorusunu sorup cevaplayarak üstümüze düşeni yapmalıyız. Çünkü ‘BANA NE!’ denilen yerde vatan batar. Çünkü aklı, fikri olan her insanımıza, büyük üstadımız şöyle demiştir: ‘Sahipsiz olan memleketin batması haktır! Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır.’
İdrak etmekte olduğumuz ramazan ayımız ve beklediğimiz bayram, inananlara ve tüm insanlığa güzellikler getirsin duasıyla hayırlı ramazanlar dilerim.





























