Sultan olup tahta çıkıp inenler
Attan inip yolu yaya gidenler
Çoban olup tek koyunu güdenler
Hanginiz ömrünü doğru yaşadı?
Bir koltuğa oturunca şaşanlar
Karanlık yolları gece aşanlar
Şöhret yatağını yarıp taşanlar
Hanginiz ömrünü doğru yaşadı?
Sevdikleri ölüp geri kalanlar
Malını yemeyip pişman olanlar
Son nefeste hakikati bulanlar
Hanginiz ömrünü doğru yaşadı?
Baş alırken beli titremeyenler
Can yakarken eli titremeyenler
Gönül yıkıp dili titremeyenler
Hanginiz ömrünü doğru yaşadı
Sevmeyi bilmeden ömür geçiren
Kimi varsa zehir zıkkım içiren
Umudu ömründen öte geçiren
Hanginiz ömrünü doğru yaşadı?
Yol bulunca anaları ağlatan
Nice genç geline kara bağlatan
Konuşurken kör kuyuyu çağlatan
Hanginiz ömrünü doğru yaşadı?
Az gittim, uz gittim, diyenlere sor
Haramı helâlle yiyenlere sor
Yoksulun âhını giyenlere sor
Hanginiz ömrünü doğru yaşadı?
Azrail gelince azcık eğleyin
Ölmeden bir kez de beni dinleyin
N’olur bir kerecik doğru söyleyin
Hanginiz ömrünü doğru yaşadı?
Beğenmez geçtiği her bir makamı
Söyleyin Ayten’e koysun yakamı
Siz çalanlar, elbisemi, hırkamı
Hanginiz ömrünü doğru yaşadı?
Seneler var ki kitapçıları şöyle bir dolaşanların gözlerine, ‘Kadın ve Aile’ adlı kitaplar muhakkak çarpmıştır. Bu kitapların içeriğinden hareketle; ‘aile reisi’nin ‘erkek/baba’ oluşunun ısrarla vurgulanması ve bu iddiaya rağmen adından hareketle, bu konumun gerektirdiği tüm görev ve sorumlulukların ‘kadın/anne’ üzerine bırakılma çabasının üzerinde duracak; bu durumun kritiğini yapacak değiliz.
Bu durum bir vakıa olmakla birlikte, bu yazımızın konusu bu değil. Bu yazımızın konusu, yaratılışın yasası gereği ‘bir kadın ve bir erkek’ten dünyaya gelmek zorunda olan çocukların, –anne ve babalarının ölümü haricindeki- annesizlikleri ve babasızlıkları…
Son yıllarda yaygınlaşan ‘sperm babalığı’na ilave olarak, eşi ve çocukları karşısındaki varlığı, ‘para kazanan adam’ olmaktan ibaret olan kişilerin ‘babalık’ görevlerinin bunlardan ibaret olduğunu düşündükleri ve bunu hayatlarıyla gösterdikleri hallerde yaşanılan ‘babasızlıktan’; anneliği, taşıma ve doğurmaya ilave olarak çocukların bakımlarını ve işlerini yapmaktan ibaret gören kadınların yaşattıkları ‘annesizlikten’ söz etmek istiyoruz. Esas itibariyle iyi bir banka kartının yapabileceklerini; ya da eğer maddi durum müsait ise dadı, bakıcı ve hizmetçilerin yapabilecekleri şeyleri ‘annelik ve babalık’ olarak görmenin yanlışlığı üzerinde durmak istiyoruz. Elbette bu yapılanların hepsi çok önemli hususlardır; hatta önemi bu görevler yerine getirilmediğinde daha iyi anlaşılabilir. Fakat buradaki sorun, yalnızca bunların anne-babalık için kâfi görülmesidir. Hâlbuki bunların kâfi görülmesi, yaşanmakta olan pek çok sorunun en önemli kaynağı olmaya devam etmektedir.
‘Bu toplum neden böyle oldu? Nasıl daha iyi insan yetiştirilebilir? İnsanın, insan olarak terbiyesi nasıl olmalıdır? İnsan terbiyesindeki zaaflar ve sorunlar nelerdir?’ gibi pek çok kimsenin gündeminde bulunan soruların en önemli cevaplarından birisi de “Annesizlik ve Babasızlık” sözüyle ifadesini bulmaktadır. Çünkü anne ve babalar, ancak hakiki anlamda var olduklarında “aile terbiyesi” dediğimiz ve başka bir yerde alınabilmesi mümkün olmayan bir eğitimi, çocuklarına verebiliyorlar.
Lastik bir topum gibi, yere çarptı dostlarım
Yine en son yerimden yükseğe çıkacağım.
Unutan, küçümseyen, kıskananla gelerek
‘Dosttuk biz.’ diyecekler, dolacak solum, sağım.
Üzmeyin yeter artık, kırılmadık nerem var?
Bedenimin dikliği yanıltmasın kimseyi
Kendimi arasına sakladığım kitaplar,
Dediler: ‘Hiçbir âlim, çözmez bu bilmeceyi.’
Bileceğim o anda; ‘Dost nedir, dostluk nedir,
Öğretmiştiniz bana(?) önceden.’diyeceğim
Her lütfun kaynağını anarak Yusuf gibi,
‘Başa kakma yok.’deyip soframı sereceğim.
Bugün yorgunum biraz, kendime ağır geldim
Gitmeliyim kendimden kaçacağım bir yere
Yolu bitirmek için koşturup çırpınışım
Nafile; ta ezelde, bir söz verdik bir kere.