Ayten DURMUŞ, hertaraf.com 27.09.2024
Doksan yaşını aşmış, ak sakalı ak saçlarına karışmış ‘Sakallı’ diye anılan yaşlı adam, kendi elleriyle dikip yıllardır bakıp büyüttüğü bağının en üstteki bölümündeydi. Tüm çocukları, çocuklarının eşleri, torunlarının büyük bir kısmı hatta torununun çocuklarından birkaçı da bayram nedeniyle yanına gelmişlerdi. Yedi çocuğu, onların eşleri, yirmi torun ve torunların bazılarının çocukları. Bayramın ikinci gün öğleden sonra yaşı çok ilerlediği için diz ağrısı nedeniyle eskisi gibi her yere gidemeyen karısı, çocuklarına, torunlarına ‘‘Yarın gideceksiniz madem bugün bağa gidelim de hepiniz birer sepet üzüm kesin.’ demişti. Sakallı ve karısı da onlarla gelmişlerdi bağa.
Sakallı, yıllar önce bağa sınır olması amacıyla diktiği birkaç badem ağacını inceledi. İyi durumdalardı, çocukların hepsine paylaştıracak kadar badem vardı. Sonra iğde ağacına baktı, o da çok iyiydi, ardından diğer ağaçlara, üzüm kütüklerine baktı. İyi bakıldığından, yağmur da vaktinde iyi yağdığından hepsi de çok iyiydi. Yıllardır nerede hangi üzümü sevmiş, beğenmişse çubuğunu dikip yetiştirdiği bağda neredeyse her cinsten üzüm vardı. Kimi erken olgunlaşır, kimi daha sonra, kimi de iyice mevsim sonunda.
Ayten DURMUŞ, hertaraf.com 04.09.2024
YAHUDİLERİN SEÇİLMİŞLİK ALGISI: ‘Ve şimdi eğer gerçekten sözümü dinler ve ahdimi tutarsanız bana bütün kavimlerden has kavim olacaksınız çünkü bütün dünya benimdir (5). Ve siz bana kâhinler melekûtu ve mukaddes bir topluluk olacaksınız. Senin İsrail oğullarına söyleyeceğin sözler bunlardır (6).’ (Çıkış 19/5,6); ‘Bugün sana emretmekte olduğum Allah’ın Rabbin bütün emirlerini tutup yapmak için onun sözünü iyice dinlersen Allah’ın Rab, dünyanın bütün milletlerine seni üstün kılacaktır.’ (Tesniye 28/1), ‘Ve eğer bugün sana emretmekte olduğum Allah’ın Rabbin emirlerini tutmak ve yapmak için onları dinlersen (13) ve başka ilahlara kulluk etmek için onların ardınca yürümek üzere bugün sana emretmekte olduğum bütün sözlerden sağa sola sapmazsan, Rab seni kuyruk değil baş edecek; ve ancak üstün olacaksın ve alt olmayacaksın (14)’ (Tesniye 28/13, 14). Yahudiler, Hz. Musa’dan yaklaşık bin yıl sonra Babil sürgünü dönüşü, Filistin’de Azra öncülüğünde derleyerek oluşturdukları Tevrat’taki bu ve benzeri sözler gereği kendilerinin Tanrının seçilmiş kavmi olduklarına inanırlar. Yukarıdaki cümleler şartlı bir duruma işaret ettiği halde onlar bu şartları görmezden gelmektedirler.
Ayten DURMUŞ, hertaraf.com 26.08.2024
(‘Tevrat, İnciller ve Kur’an Bağlamında İsrail Gerçeği’ adlı yazımızın önceki bölümünde, konumuzun ilk iki bölümünü ele almış, önemi nedeniyle üçüncü bölümü ayrı bir başlık altında ele alacağımızı söylemiştik.)
Kur’an’ın, Yahudilerle ilgili açıklamaları aşağıdaki başlıklar altında ele alınacaktır.
Allah’ın elçisi Hz. İsa’nın baş düşmanı, kendisine inanmayan ve zulmeden soydaşı Yahudiler olduğu gibi Allah’ın elçisi Hz. Muhammed’in de baş düşmanı, soydaşı Araplar ve bölgedeki Yahudiler olmuştur. Bu nedenle olsa gerek Kur’an’da, müşrikler gibi Yahudiler hakkında da okuyanları şaşırtacak kadar ayrıntılı açıklamalar vardır. Kur’an’daki bu ayetler; ‘kendi uydurdukları inançlarına’, ‘Allah’ın elçisi Hz. Musa’nın şeriatı’ diyerek bugün tüm insanlığın başına bela olan ‘terörist işgal devleti İsrail ve destekçilerinin’ Filistin’de, bölgede ve tüm dünyada yaptıkları karşısında daha bir anlaşılır olmaktadır. Bu nedenle Kur’an’ın ilgili ayetlerinin bir bölümünü, ‘Yahudiler nasıl bir toplumdur ve neden?’ sorusu temelinde -kısa açıklamalar eşliğinde- yeniden okumak ve gündeme almak gerekmektedir.
Ayten DURMUŞ, hertaraf.com 17.08.2024
Bu yazı üç ana bölümden oluşacak, yazıda 3 temel kaynak kullanılacaktır.
Mevcut Tevrat metninin özellikleri: Hz. Musa'nın MÖ. 1391–1271 veya bu tarihlerden daha önce yaşadığı kabul edilmektedir. Bu nedenle Hz. Musa’ya indirilen Tevrat'ın tarihi de M.Ö. 13. yüzyıl olarak kabul edilir. Mevcut Tevrat’ın ise Hz. Musa’dan yaklaşık ‘bin’ yıl; Yahudilerin ihtişamlı dönemlerini yaşadıkları -ve peygamber değil- kral kabul ettikleri Hz. Süleyman’ın (MÖ. 990-930) ardından başlarına gelen Babil sürgününden sonra ‘MÖ 539-333 veya 450-350 yıllarında yani Hz. Süleyman’dan da yaklaşık 400 yıl sonra yazıldığı kabul edilmektedir. Bu nedenle Babil-Sümer anlatılarından izler vardır ve büyük bölümü mitolojik İsrailoğulları tarihidir. Babil sürgününün psikolojik izlerini de taşıyan yeni Tevrat’ı yazanlar, yazdıkları kitaba, o dönemdeki Yahudi kültürünü de katmışlardır. Eldeki en eski nüsha MÖ. 4. yüzyıla aittir.
Ayten DURMUŞ, hertaraf.com 20.07.2024
‘Taş odanın ev oluş öyküsü’
Babamın cenazesini götürdüğümüz günü saymazsam belki 30 yıldır gitmediğim köyüme, doğduğum topraklara doğru kardeşimle yola çıktık. Kardeşim, dedemin evinin yakınında babamın çok eskiden yaptırdığı taş odaya ek yaptırarak orasını oturulabilir duruma getirmişti. Her yer çocukluk anılarımla dopdoluydu ama artık çocukluğumda ellerinden ekmek yiyip su içtiğim büyüklerimden ve bir sonraki kuşaktan yaşayan hiç kimse yoktu. Hepsinin evleri kapalı, çoğu yıkılmaya yüz tutmuş.
Benim de yıllar sonra yeniden içinde uyuduğum bu odanın taşlarını babam kendisi kesmiş. Usta parası için yine en ilkel yöntemlerle ‘dikdörtgen, bir metreye yarım metre boyutlarında’ taş kırmış ve onları, taşınması son derece zor olan yerlerden getirip satmış. Bizim oralarda ağaç pek yetişmez. Odanın üstünü örtmek için gereken ağaçları satın almak için de tekrar taş kırıp satmış, kapı-pencereler için bir daha, içinin döşenmesi için bir kez daha. Bin bir emekle yapılan bu oda, o zamanlar herkese açıktı; büyük-küçük herkes gelirken geçerken uğrardı; düğünde, bayramda, bu odaya gelmeyen bu odada yatıp kalmayan neredeyse yoktu. Çivit mavisi ahşap kapıdan girilen bu odanın üç yanını iki karış yüksekliğinde taş sedir çevrelemiş, bu sedirlerden birinin uç kısmındaki köşe, taş odanın misafirlerinin banyo yapabilmesi için uygun şekilde düzenlenmişti. Girişin hemen karşısında, içinde her zaman çay, şeker, çaydanlık, tüp ve çakmak bulunan, kapağı odanın kapısı gibi çivit mavi boyalı küçük bir dolap yer alıyordu.
Ayten DURMUŞ, hertaraf.com 16.07.2024
‘Biz âdemoğullarını değerli kıldık.’ (İsra 17/70)
Olgun insan, olgun insanların bulunduğu aile veya aynı nitelikte insanların bulunduğu sosyal çevrede yetişir. Olgun insanların en belirgin özelliği, güçlü oluşlarıdır. Her yenilgi, önce ruhlarda başlar. Onlarınsa tükenmeyen bir ruhsal enerjileri ve bileği bükülmeyen, diz çökmeyen, tuş edilemeyen bir ruhsal kuvvetleri vardır. Bu sebeple her ne yaşarlarsa yaşasınlar, ayaktadırlar; kaldıkları yerden devam ederler. Çünkü gönül sırtlarını, tükenmez, bitmez bir güç kaynağına dayamışlardır. Her an bir ‘oluş ve bozuluş’ (/kevn ve fesad) olduğunu yani her hal ve durumun her an yaratıldığını (55/Rahman:29) bildiklerinden, ‘imkânsız’ kelimesi –biiznillah-, onların lügatlerinde yoktur.
Olgun insan, bir Yaratıcıya inandığından kendisine güvenen ve gelecekten korkmayan kişidir. En büyük sorunlar karşısında bile bir çıkış yolu olabileceği bilincindedir. Edepli, merhametli, alçak gönüllü, güler yüzlüdür. Zamanın ömür olduğunu bildiğinden boşa harcamamaya çalışır. Ömrünün her döneminde ilim öğrenmek için zaman ayırır. Helal ve haram ölçülerinde son derece dikkatlidir. Sözlerinde asla yalana rastlanmaz, âdil ve güvenilir bir insandır.
Olgun insan, hata yapmaktan korkmaz. Hataları olabileceğini her zaman kabul eder ve bunlarla mücadele eder. Kusursuz olabileceği gibi bir zannı yoktur. Kendi hatalarını söyleyeni sever, hata yapanı mazur görür. Hatayı gelişmenin şartı olarak kabul eder ve yaptığı hatadan ders alması için karşısındakine fırsat verir. Kişisel eğitim ve terbiyenin, bir ömür devam ettiğini bilir. Özellikle öfkesini kontrol altında tutmaya çalışır.
Ayten DURMUŞ, hertaraf.com 07.07.2024
İyilik ve kötülük, insan davranışlarını tanımlayan en genel iki zıt kavramdır. İyiliğin ne olduğu anlaşıldığında, kötülüğün de ne olduğu anlaşılır. İyi olmak ‘kötülük etmemek ve iyilik etmek’ şeklinde iki açıdan ele alınmalıdır.
İyi Olmanın Birinci Basamağı: Kötülük Etmemek
a. Varlığa Kötülük Etmemek: İnsan, kullanımına verilen havaya, suya, taşa, toprağa, hayvana, bitkiye zarar vermemeli, bunları kötü kullanmamalı; her varlığın yaratılış amacına saygı göstermeli ve bunları, gerçek sahibinin Allah olduğunu unutmadan kullanmalıdır.
b. Kendine Kötülük Etmemek: Kişinin kendisine kötülük etmemesinin basamakları vardır:
1. Bedenine kötülük etmemek: İnsan, bedenini yanlış kullanarak, yanlış ve düzensiz beslenerek, sağlığını korumayarak, bedenini tehlikeli işlere atarak kendisine kötülük etmemelidir. 2. Ruhuna kötülük etmemek: Kişi inançsız ve ilkesiz yaşayarak, yanlış inançlara sahip olarak, soyut-somut puta veya kendisine taparak kendisine kötülük etmemelidir. 3. Duygularına kötülük etmemek: Kişi, duygularını doğru kişi, yer, durumlarda yeterli kullanmayarak ya da aşırı kullanarak kendisine kötülük etmemelidir. Duygulardaki aşırılık, ruhta ve bedende hastalığa dönüşebildiğinden kişi çok üzülmek, sürekli üzgün ve gergin yaşamak yoluyla kendini hasta etmemelidir. 4. Belleğine kötülük etmemek: Kişi, belleğini yanlış ve gereksiz ne varsa onlarla doldurarak, gerekli olanlara yer vermeyerek belleği yoluyla kendisine kötülük etmemelidir.
Ayten DURMUŞ, hertaraf.com 22.06.2024
Tanıdık gençlerden biri defalarca sınava girmişti, yazılı sınavdan yeter not alıp mülakatta sürekli eleniyordu. Yine böyle bir sınavda, kendinden önce mülakata giren tanıdık bir kızla karşılaşmış. Kız, mülakata girdikten bir iki dakika sonra çıkınca ona sormuş:
- Sana ne sordular sınavda?
- Adımı sordular sonra Avni Bey’in yeğeni misin dediler, sonra bir kitap okuyor musun şu sıralar dediler. Sonra da tamam çıkabilirsin, dediler, demiş.
Bu olayı anlatan söz ettiğim genç ise mülakata girince önce Divan Edebiyatımızdan bir dörtlük okumuş, bu dörtlük kimin, demişler. Sonra birkaç kitap adı söylemiş, bunlar kimin demişler. Daha sonra Türkiye’ye geçen yıl ne kadar turist geldi, demişler. Kendilerine sorulsa cevap anahtarını görmeden, muhtemelen bir tekini bile cevaplayamayacakları türden daha benzer sorular…
Bunları bana anlattıktan sonra dörtlükten aklında kalan sözcükleri söyledi, kitapların bir ikisinin adını söyledi, sordu bunlar kimin diye. Bu soruları ancak bir fakültede çok iyi bir edebiyat öğretimine ek olarak bu tür şiirleri ve eserleri okuyan az sayıdaki kişi bilebilirdi.