İslami Hayat Dergisi (Sayı:15)
Devletin Değer Sistemi Tercihi:
Kendisini mevcut tezlere antitez olarak sunan görüşlerin hayat hakkı kısadır. Hak ve hakikat adına olması gereken, batıl hiçbir tezle uğraşmadan doğru tezi ortaya koymaktır. Çünkü doğrunun/hakikatin kaderinde illa ki üstün gelmek vardır. Ancak bu üstünlük ne silahlı ne bürokratik güçledir. Hakikat, gücünü, insanların gönüllerinde oluşturduğu itminandan alır.
Bizim coğrafyamız bu anlamda klasik değerlendirmelerle anlaşılabilecek bir coğrafya değildir. Devletin kendini, Batı kültür ve medeniyetinin kodlarına göre konumlaması, yaşanan tüm sorunların mihveridir. Bu sorunun aşılması, varlığın esası olan millete, devletin uyumu ile mümkündür. Devlet, tıpkı Gandi gibi: ‘Halkım gidiyor; önderleri olduğum için onları takip etmeliyim.’ diyerek milletinin takipçisi olmalıdır. Başka türlüsünde yalnızca çatışma, karmaşa, kaos olacak, başka da bir şey olmayacaktır. Devletin bu anlamda uzun yıllardır devam eden, milletin kültür kodlarıyla uyuşmayan yaklaşımları, milletin akidevî hayatını olduğu gibi, sosyal ve ailevî hayatını da derinden etkilemiştir.
İslami Hayat Dergisi (Sayı:13)
’Allah muhsinleri/işlerini güzel yapanları sever.’
(Bakara Sr: 195)
İnsanın en kolay yaptığı şey, ’bahane’ bulmak ve ’şikâyet’ etmektir. Bunlara sarılan kişi, biraz da ucu kendisine dokunan ’gerçek’lerden kaçmak ve rahatlamak ister. Tutalım ki kişi bunu yapabildi ve kısmî bir rahatlık hissetti. Bu durum, gerçeklerden, yaşananlardan neyi değiştirebilir? Hiçbir şeyi değiştiremeyeceği için, gerçeklerin hissettirdiği sızı, yer altında akan sular gibi gönlün en derin yerlerinde sızlar durur. Her insan, kimseye itiraf etmese de gönül gözünü kör etmediği sürece, kendi adına bu durumun farkındadır.
Herkesin en kolay yaptığı şeylerden birisi de zamanı ve gençleri suçlamak ve onlardan şikayetlenmektir. Bu durum yeni değil, asırlardır böyledir. Neden bilinmez, her nesil sonraki nesli biraz sorumsuz olmakla, ahlâkî anlamda biraz daha bozulmakla suçlar. Mesela Eski Mısır’a ait bir papirüs yazıtında: ’Zaman hızla değişiyor. Ahlâksızlık aldı başını yürüdü. Çocuklarımızın akıbetinden endişe ediyoruz; galiba ahir zamana kaldık.’ deniyor. Yani her kuşak, kendinden gelen neslin yaşayacağı dünya için endişeleniyor. Belki de bu durumu normal görmek gerekiyor. Ancak hatırlanması gereken şey, daha önceki neslin de bugün şikâyet edenlerden şikâyetçi olduğudur.
Popüler: (Fr.)Halkça, halk tarafından benimsenen, halkın zevkine uygun.
Popülarite: Halk tarafından tutulma, sevilme.
Popülerlik: Popüler olma hali, halk tarafından tanınma
Popülist: Halkçı
Popülizm: Halkçılık
Kültür: (Fr.i).(1) Bir topluluğun bütün fertlerinin sahip olduğu, olayları, meseleleri, duyuş-düşünüş şekilleriyle tarih içinde meydana gelen fikir ve sanat verimleri ve değer hükümlerinin bütünü, irfan, hars(ar.çift sürme, ekin ekme, tarım). (2) Bilgi sahibi olan ve düşünen insanın, zevkini, eleştirme ve hüküm verme kabiliyetini geliştirmesi.(3) Bir konuda kazanılan sistemli ve geniş bilgi. (4) Beden ve ruhla ilgili kabiliyetleri geliştirme. (5) Ziraat, tarım. (6) Canlı maddelerin sun’i vasatta üretilmesi. (Kültür dili, genel kültür, kültürfizik, kültür bitkisi(mantarı)
Popüler kültür, yaygın kültür, televizyon kültürü, dizi kültürü, batı kültürü, halk kültürü, yaygın kültür; hangisi diğerinin yerine kullanılsa mümkün oluyor.
İslami Hayat Dergisi Yıl:2013 Sayı:11
Allah sizden yükü hafifletmek ister, Çünkü insan zayıf yaratılmıştır. (Nisa Sr: 28)Dünya üzerinde çok farklı coğrafyalarda yaşayan insanların, şaşılacak bir şekilde bazı ortak doğru ve ortak yanlış bilgisine sahip oldukları görülür. Ör: Zina, yalan, hırsızlık, faiz, zulüm ve doğru sözlülük, dürüstlük, yardımseverlik, sözünde durma, adalet ve nihayetinde tek ilah inancı. Bu durum –aşağı yukarı- tahrif edilmiş semavî kitaplarda ve muhtemeldir ki insanlığın bilgisine sahip olmadığı peygamberlere gelen vahiylerin, insanlık arasından çekilişinden sonra, ilerleyen asırlardaki o vahye dayanan yorumları/öğretiler sebebiyle böyledir. ‘Hiçbir millet yoktur ki içinde bir uyarıcı geçmiş olmasın.’(Fatır Sr: 24), ‘Biz, her topluma bir elçi gönderdik, Allah’a kulluk edin, Tâğut’tan sakının diye.’(Nahl Sr: 36) ayetleri bu yorumu yaparak bu sonuca ulaşmamızı mümkün kılıyor.
Müjde getir, bekliyorum, gece sabaha ermeden
Yoksa çekip gideceğim, kimseye haber vermeden
Yutkunarak ateşimi, karanlığa göstermeden
Ciğerimin yandığını, kim biliyor kim anlıyor
Çare olmuyor gönlüme, ömrü bitmiş ilaçların
Açlığını ne giderir, karnı tok gözü açların
Seni, her hazan mevsimi, yaprak döken ağaçların
Dallarının andığını, kim biliyor kim anlıyor
Üzmez artık pencereme çekilmesi son tülümün
Seni görmek muhal ise teşrifi hoştur ölümün
Yükselen sessiz hecede, seni anarken gönlümün
Kendinden utandığını, kim biliyor kim anlıyor
Elim gözlerimi silip, gönlüm kendini sararken
Her romanda her şiirde, türküde seni ararken
Ağlatan, üzen de dâhil her hali hayra yorarken
Her sefer aldandığını, kim biliyor kim anlıyor
Lütuf yağmuru istedim, rahmet et, diye kuluna
Tutuldukça da şükrettim; kara, yağmura, doluna
‘Var’ denenin yokluğunda, senin tertemiz yoluna
Canımın adandığını kim biliyor kim anlıyor…
‘Akılsız kişiler, bilgiyi tahrif eder
Bilgisiz kişiler, halkı harap eder.’
(Yusuf Has Hacip, Kutadgu Bilig, 4076)
İnsanlar, evlilikleriyle ilgili sorunlar yaşadıklarında, iki ellerini başlarının arasına alarak biraz düşünmeli ve şu soruyu kendilerine sormalıdırlar:
‘Ben bu evliliğin devamını istiyor muyum, istemiyor muyum?’
Bu iki seçeneğin, uzun ve kısa vadede, ne getirip ne götüreceğini iyice düşünmelidirler.
Kişi, bu değerlendirmeleri aile bireylerinin her biri adına yapmaya dikkat etmelidir. Kendisinden başlamak üzere her ferdin üç sene, beş sene, on sene, yirmi sene sonrasını hayal etmeye ve yaşanabilecek durumları zihninde canlandırmaya çalışmalıdır. -Sorunlu dönemdeki kararların çoğu, genellikle yaşanan bazı durumların sıkıntısıyla alındığından- mevcut sorunları hayattan çıkaracak bir çözüm, başka ve yeni hangi sorunların ortaya çıkmasına kaynaklık edecektir? Özellikle bu husus üzerinde iyice düşünülmelidir.
İslami Hayat Dergisi Yıl:2012 Sayı:10
İslamî Hayat: Ayten Hanım, hem eğitimci hem de annesiniz. Üstelik şair duyarlılığına da sahip bir annesiniz. Sizce evlat sahibi olmak nasıl bir duygu? Evlat yetiştirirken bir kul olarak, bir insan olarak neler tecrübe ediyor, neler öğreniyoruz?
Bismillahirrahmanirrahim. Âlemlerin Rabbi olan Rabbimize sonsuz kere hamd ü sena, onun tüm elçilerine ve Efendimiz(sav)e sayılar adedince salât ü selam olsun. Bizler hayata bakış açısında, hayat yolunu yürüyüşünde belli ölçüler bulunan insanlarız. Elbette tüm hayatımıza olduğu gibi, hayatımızın en önemli bölümü olan evliliğimize ve evlatlarımıza bakış açımızı da Kitabımız belirler. Evlat sahibi olmak her insan için fıtri bir istektir.
Kur'anî Hayat Dergisi (sayı 2012/27)
“ Ulüvv-i pâyene ‘ümmi’ demektir, en celî isbat
Beşer tedrise kudret mi bulurdu zatını heyhat
Yine kadrin kadr-i âlâ ta’allüm ettiğin âyât
Senin üstâdın Allah-ı azîmüşşandır ancak
Anınçün hâce-i kevn ü mekânsın ya Resulallah”
(Makbule Leman Hanım)
Davetçi olmak için şu üç şeyin bir arada bulunması gereklidir: