BİR ZÜMRÜDÜANKA HİKÂYESİ - 9

Bir Zümrüdüanka Hikâyesi -8

- Herkesin bildiğini ve anladığını, daha tumturaklı sözlerle ifade edip sanki daha önce ve elan o gerçekleri kimse bilmiyor, ilk defa kendisi ifade ediyor gibi bir edaya bürünerek, geriye yaslanırken ağzının kenarında anlamlıca bir gülümseme, hakikat karşısında bir işe yaramaz, dedi ve başını eğdi Zümrüdüanka.

Onu akil biridir diye karşısına götürdükleri, neredeyse akşama kadar, onun yüzünde anlamlı bir tepki veya ifade görmek arzusuyla konuşup durmuştu. Seneler senesi biriktirdiği tecrübeyle ve kendinden öncekilerin anlattığı, öğrettiğiyle toplumu içinde sivrilen Rade, Zümrüdüanka’nın yüzüne bakıyor, gözlerini görmek istiyordu. Fakat Zümrüdüanka’nın gözleri ya önünde ya sağda solda ya da uzaktaydı. Sanki gözbebekleri titriyor gibiydi. Acaba kederden mi, heyecandan mı, mutluluktan mı? Zümrüdüanka’nın gözbebekleri neden titriyordu? Kendisiyle karşılaştığı için heyecanlanmış olabilir miydi? Yıllar sonra Rade, böyle bir şey olabilmesi ihtimali sebebiyle gülümsemişti.

Karşısında heyecanlanılan biri olmak

Karşısında Zümrüdüanka gibi birisinin heyecanlanması

Rade, büyük bilge ata Nerya’nın anlattığı bir şeyi hatırladı: ‘İnsanlara gönderilen son peygamberin karşısına bir adam gelmiş, korkudan ve heyecandan titriyormuş. Son Elçi demiş ki: Niye titriyorsun, ben de senin gibi kuru ekmek yiyen bir kadının oğluyum.’ Düşündü, bunu ancak gerçek bir peygamber söyleyebilirdi, yoksa herkes nedense karşısındakilerin sevinçten, korkudan, heyecandan ya da başka bir şeyden titremesini en azından sesinin titremesini isterdi.

Zümrüdüanka, Rade’ye, ufuklara doğru gitme hayalinden vazgeçsin, onu vazgeçirsin diye getirilmişti.

- Toplumun danışılan bilgesiyim ya, diye kendi kendisiyle eğlendi. Kendi yaralarına çare bulamayan bir otacı, bir sağaltıcı…

Rade, Zümrüdüanka’ya, toplumsal düzenin gerekliliğinden söz etmişti. Bu düzenin hizmet veren bir parçası olması gerektiğinden söz etmişti. Bunun vicdanî bir borç, bir zaruret, mutluluk için bir zorunluluk, kendisine emek verenlere karşı bir sorumluluk olduğundan söz etmişti. Fakat dilinin ucuna gelip gelip geri dönen bir gerçeği bir türlü söyleyemedi. Şunlar geçiyordu içinden bir türlü seslendiremediği:

- Ben de hep senin gibi ufuklara doğru gitme hayali kurdum. O kadar çok görev ve sorumluluk yüklendi ki üzerime, sanki gidersem geride her şey darmadağın olacak, tüm düzen bozulacak ve arkadakiler bana lanet edecek gibi geldi. Bir türlü gitmeye cesaret edemedim.

BİR DÜĞÜN OLDU

Bir düğün oldu

Gelin de benim güveyi de…

Dinle beni şimdi biraz

 

Tohumlar vardı, yarın için ekilen

Aynı suya susayanlar eliyle

Bilir ki onlar, Allah

Yaratır kullarının elleriyle

Ne olur yani yayla esintisi karışırsa deniz rüzgârına

Söyle bana, sen hiç kendini terk edebildin mi?

Bu ben değilim, diyerek…

 

Terlemişim,

Dağılan saçlarım yapışmış yüzüme

Gözlerim kızarmış

Kardeşlerim!

Halledelim aramızdaki sorunları

Eller düşman etmesin bizi birbirimize

Diye çırpınsam, yalvarsam önünüzde

 

Bağdat, Şam, Kahire, Ankara

Duyun beni artık, duy artık İstanbul’u

Deli taylar gibi burnundan soluyan

Hayallerimi görün artık

İnsanların ikiye ayrıldığı günlerde

Ben mazlumların safındayım bile isteye

Dualarım kabul olunsun diye

 

Aynı süslü libası giymiş olsa da

Yalancının bin bir türlüsü

‘Senin bir şey yapmana gerek yok

Bekle, dediler, kurtarıcı gelecek!’

Bekledim, bekledikçe öfkelendim

‘O sensin!’ diyen biri vardı bana, herkese

Git, dedim, git başımın belası

 

Taktik değiştirmem işe yaramadı

Dostumu düşmanımı bilmediğim savaşta

Tanrı gibi itaat isteyenleri gördüm ilkin

İçeride, dışarıda, aşağıda, yukarıda

Ellerinden oyuncaklarını düşürmeyen

Yaşlı çocuklar gördüm

Bilmem, hangi çukurda tökezleyecekler

 

BİR ZÜMRÜDÜANKA HİKÂYESİ -8

Bir Zümrüdüanka Hikâyesi -7

Zümrüdüanka, yanındakilerin kendi aralarındaki konuşmalarını duyuyordu. Bir değişim yaşayan herkesi konuşuyorlardı.

- Geçen şu salyangoz var ya kabuğunu bırakıp gitmiş. Ne olacağını sanıyorsa… Aklı fikri, değişmek, değiştirmek…

- Ağaçtaki küçük kurtçuk var ya o da kabuğunu parçaladı. Güya kabuğunu parçalayıp içinden çıkınca, uçucu kuşlar gibi kanatlı olarak yerinden çıkacak ve uçabilecekmiş. Herkesin aklı bir karış havada

- Kırlangıç da kendisi ve ailesinin çok uzun coğrafyalar üstünden uçarak gidebilecek yetenekte olduğunu iddia ediyormuş. Hadi uçup gidin, dedik. Daha vakti gelmedi, dedi. Yalan tabi. Güya yavruları az daha büyüyecekmiş, havalar soğuyuncaya kadar bekleyip sonra yola çıkacaklarmış. Hepsi hayal, laf olsun, torba dolsun işte.

- Kümesteki ördeklerin yavruları var ya onlar da uzun süredir, ‘Biz suya girmek istiyoruz. Kanatlarımızın olduğuna ve güzel uçtuğumuza bakmayın, biz yüzmeyi de iyi biliriz, boğulmayız, bırakın bizi.’ diyorlarmış. 

- Bizim deniz kenarındaki kumlukta doğan kaplumbağalar var ya onlar da denize gitmek istiyorlarmış. Güya denizde balık gibi yüzebilir, karadakinden çok daha rahat hareket edebilirlermiş. Sen balık mısın? Tabi ki hepsi yalan. Hepsi, üstlenmeleri gereken sorumluluklardan kaçmanın bir yolu. Beş on tanesi gitti ama geri kalan hepsini güvenlik güçlerimiz yakalayıp hapsetti. Her gün yiyecek, içecekleri veriliyor. ‘Bırakın, gideceğiz. Biz bu fıtrat üzere yaratıldık, bize zulmediyorsunuz.’ diyorlarmış. Allah’tan yöneticimiz çok dirayetli de onların ‘intihar’ demek olan bir eylemi yapmalarına izin vermiyor. Onlar, ‘Sorumluluk bize ait, bırak bizi’ diyorlarmış ama yöneticimiz: ‘Düzenimiz ve toplumsal dengemiz bozulur, kötü bir gelenek başlar.’diye sert tedbirler alıp gerekeni yapıyor.

- Şu aramızda onca zamandır yaşayan Zümrüdüanka var ya o da son zamanlarda iyice içine kapanmış. Hep ufuklara bakıp iç geçiriyormuş. Güya önceden bir kanat çırptı mı aylarca hiç yere inmeden, göklerde yol alabiliyormuş. Uyduruyor elbette. Yemeden, içmeden aylarca göklerde gidilebilir mi? Gerçek olsa bile kanatları yorulur. Üstelik doğru düzgün yürüyemiyor bile ama ufukların ötesine kadar gitmek hayalini kuruyor.

- İnsanlar da kendileri için öyle diyorlar zaten: ‘İnsan âlemde hayal ettiği müddetçe yaşar.’ Fakat biz hayvanız. Elbette biz bu dengesiz insanlardan daha soylu ve akıllıyız. Şu akılsız insanlara bak, birbirlerine zarar vermekten zevk alıyorlar, hep birbirlerini nasıl öldüreceklerinin planını kurup, hazırlığını yapıyorlar.

- Büyük bilge atamız Nerya derdi ki: ‘Şu insanlara benzememeye dikkat edin. Çünkü onlara benzerseniz bu üstün hayvanlar âleminde kıyamet kopar.’

KAYIP RÜYALARIM VAR!

Kayıp rüyalarım var, var mı alan?

Uzun zamandır derin uykularda kalmış

Uzun zamandır görülmemiş

Baldan tatlı, zemzemden berrak

Kevser misin mübarek

Var mı alan, kayıp rüyalarım var?

 

Kayıp rüyalarım var, var mı alan?

Ben de yok sanırdım böyle rüyaları

Hiç görülmedi, görülemez sanırdım

Yollar hep böyle çıkmaz

Geceler zulmet, uykular ölüm sanırdım

Var mı alan, kayıp rüyalarım var?

 

Kayıp rüyalarım var, var mı alan?

Dedim: Uyanıklık, gözyaşı-kahır

Yollar, bukağılı zincir değilmiş

Kâinat tebessüm etmez sananlar

Ben de yeniden hatırladım

Var mı alan, kayıp rüyalarım var?

 

Kayıp rüyalarım var, var mı alan?

Çok emek verdim, dua ettim, ağladım

Uykum, uyanıklığım bir oldu uğruna

Bunun için beni bir tutman yanlış olur

Babasının soyadını bozdurup yiyenlerle

Var mı alan, kayıp rüyalarım var?

 

Kayıp rüyalarım var, var mı alan?

Dudak büksün, rüya yormayı bilmeyenler

Ben gördüm, güneş parçalandı

Ve göklere o kelime yazıldı, ağladık

Bu hicrana bakarak o günden beri dedim:

Var mı alan, kayıp rüyalarım var?

 

Kayıp rüyalarım var, var mı alan?

Diyerek ben çıktım kendi kuyumdan, sen çıktın

Ama beraber gülümsemeli değil miydik?

Bekliyorum, gönüller dolusu müjdeli haberler

Gönüller dolusu sevdalılar desinler:

‘Ey aşkın tüccarı! Kayıp rüyalarını almaya geldik.’

 

KAYIP RÜYALARINI ALMAYA GELDİK.

BİR ZÜMRÜDÜANKA HİKÂYESİ -7

Bir Zümrüdüanka Hikâyesi -6

Onun düşüncesini gözlerinden okuyan, kanatlarında ve ayaklarında ağırlıkları bulunan bir hemcinsi hemen ona yönelerek:

-    Yurdumuzun bir yöneticisi var ve onun ülkemizi yönetirken uyguladığı, asırlardan beri süregelen yasalar var. Yasalar ve yöneticimiz izin vermeden gidemezsin, dedi.

-    Ben kabul ettim mi o yasaları, o yöneticiyi ya da yöneticileri ben mi seçtim ve onlara itaat edeceğimi, bağlı olacağımı, izinsiz hiçbir şey yapmayacağımı ben mi söyledim ki şimdi ben istediğimi yapmak hakkından mahrum olayım. Razı olmadığı yasalarla, kontrol altında tutulmak, dünyanın neresinde, hangi varlık içerisinde görülmüş ki?’diyemedi tabi. Eğer deseydi cevap belliydi:

-    İnsanlar, insanlar böyle…

Zümrüdüanka, yine derinden nağmeler duyuyordu. Bu sefer nağmelerin yerini ve söyleyenini hiç armadan dinledi:

 

‘Ömür verip saray kursan, hoyrat vardır yıkan olur

Erdemin son zirvesine –hiç üzülme- çıkan olur

Hayat böyle, ‘artı-eksi’, başka türlü olmadı hiç

Bu şikâyet niye dostum, gül yanında diken olur.’

 

Zümrüdüanka artık yoğun istek ve merak içindeydi. Sanki senaryosunu başkalarının yazdığı bir filmi seyretmişti uzun zaman. Gerçek sandığı ne kadar şey varsa, hepsinin üzerinde her türlü değişikliğin yapılabileceği bir senaryo olduğunu, dahası bu senaryoda kendine dayatılan rolü kabullenmek zorunda olmadığını düşünüyordu. Fakat kendilerine dağıtılan rolleri, aşk ve şevkle kabul edip oynamaktan başka, rolündeki kişiliğe bürünen ve bir süre sonra kendisinin kim olduğunu unutarak, oynadığı rolü kendisi sananlar vardı çevresinde. Onlar Zümrüdüanka ile önce zıtlaşmışlar daha sonra çatışma içine girmişlerdi. Artık sürekli Zümrüdüanka’yı eleştiriyorlar, onu eleştirdikçe kendilerini daha iyi, daha mutlu, daha başarılı hissediyorlardı. Varlık var kılınalı beri, davranışlarına yön verebilen tüm varlıkların kullandığı ‘başkalarına ait yanlışları söyleyerek rahatlama’ denilen bir tedavi yöntemini, onlar da kendileri için uyguluyorlardı. O düşündü: ‘Yanlışı söylemek, doğruluk sayılmaz’

Zümrüdüanka, zaman zaman bu eleştirilerden etkileniyor, bu etkilenme, onu, kendini ve yapacaklarını sorgulamaya yöneltiyordu. Bazen ‘Acaba herkesin düşündüğünden farklı düşünerek, herkesin yaptığından farklı şeyler yapmak isteyerek, ben mi yanlış yapıyorum? Çoğunluk, yani akılların toplamı karşısında tek akıl, kendisinin daha isabetli ve doğru olduğunu iddia etmeli miydi?’diyordu. Bu konu zihnini epeyce meşgul etti.

Akıllar toplamı karşısında tek akıl…

ELLERİM TEKRAR BÜYÜYECEK Mİ?

Çocuk sordu: ‘Ellerim tekrar büyüyecek mi anne?’

Bir cevap geldi: ‘Evet, ellerin tekrar büyüyecek!’

Önce kalem tutacak küçük ellerin

Güzel bir besmele yazacaksın

Sonra Kitabının sayfalarını açarak okuyacaksın

Şahadet parmağını göğe yükseltip her namazda

‘La ilahe’ diyeceksin asrın tüm putlarına…

 

Evet, ellerin elbette tekrar büyüyecek!

Bir başka el, ellerini tutacak

Okşayacak, gözlerine bakarken

Belki çocukların hatta torunların olacak

Ellerin büyüyecek ve elbette okşayacaksın

Oyunlar oynayacaksın, meselâ körebe

Çocukların tutunca birini, açacaksın gözlerini…

 

Evet, ellerin mutlaka tekrar büyüyecek!

Göklere açacaksın temiz avuçlarını

Taşlardan, demirlerden katı kalplere

Allah’tan merhamet isteyeceksin

‘Rabbim! Bunları insan et!’ diyeceksin

‘Bunların gönüllerini ıslah et!’

‘Âmin’ derken avuçlarını yüzüne süreceksin…

 

Evet, ellerin kesinlikle tekrar büyüyecek!

Yetim başı okşayan, gözler silen ellerin

Tutmak için uzattığında kutlu elini

Sanacaksın ki insanların uzanacak elleri

Diş gösteren yüzlerin demir tırnaklı eli

Uzanırken şah damarına, bilmeyeceksin

Neden hep boş kalıyor ellerin…

 

Evet, ellerin şüphesiz tekrar büyüyecek!

Bayramlarda el tutup, el öpeceksin

Gün gelecek senin de öpülecek ellerin

Mendil arasında harçlık vereceksin

Çocuklar öğrenecek ellerinde bayramı

Bakarak ellerine bilecekler, bayram nedir?

Doğum mu, ölüm mü, ölmeden ölüm mü?

BİR ZÜMRÜDÜANKA HİKÂYESİ -6

  Bir Zümrüdüanka Hikâyesi -5

İşte ben bu tartışmaları, ‘ilmî toplantılar’ adıyla yıllarca devam ettiren insanlardan yoruldum. Onların saçma faraziyelerinden yoruldum. Uydurduklarına ‘ilim’ adı vermelerinden yoruldum ve bakışlarımı yine Zümrüdüanka’ya çevirdim. Onun da herkesin taş sandığı, bağrına bastığı, rengini kimseye göstermediği bir incisi vardı ve bir şiir okuyarak ağlıyordu. Şiirin dili pek yeni değildi bu sebepten ben pek anlamadım ama onun gözyaşlarına bakınca ve sesinin tonuna bakınca bir hasret şiiri olduğunu anladım. Uzun yıllar hasret çeken birinin, ıssız yollarda, çöllerde aylar süren bir yolculuktan sonra sevdiğinin mezarına varıp orada ona hasretini ve sevgisini anlattıktan sonra düşüp ölmesini anlatıyordu, buraları anladım. Merak ediyorsanız eğer o şiiri buldum ben de zaman zaman okuyor ve ağlıyorum. Kime mi, kendime tabi, öyle bir ölümle ölemeyişime…

İşte ben ilk defa o zaman Zümrüdüanka’nın yanında olduğumu hissettirmek arzusu duydum. Yanında olmak, gözlerimi gözlerime dikmek ve aynı aşkla yandığımı ona söylemek istedim. Bunu söyleseydim eğer beni duyar mıydı? Duysa acaba ne dediğimi anlar mıydı? Anlasaydı, o da benim gözlerimin içine bakarak, oradan kendisine bir yol bulabilir miydi? Eğer bir yol olduğunu görse, o yolun yolcusu olmayı ister miydi?

Elbette soracak çok şeyim vardı ona. Hangisinden başlayabilirdim? Ne diyebilirdim karşısına beklemediği bir anda çıkmış olmama

- Geçiyordum, uğradım mı diyecektim?

- Aklıma düştün, ziyaret edeyim dedim mi diyecektim?

- Ben biraz sende kalmaya geldim mi diyecektim.

Ben, ondan hiç gitmemiştim ki. Bu yüzden ben onu hiç özlememiştim ki. Ben onu hiç kendimden ayrı bilmemiştim ki. Ben kendimi de ondan hiç ayrı bilmemiştim ki. Üstelik o bunu hiç bilmemişti. Bana göre, biz bir ve beraber değil, tektik, tek. Şimdi karşımdaydı, farkımda bile değildi ve çok acı çekiyordu. Ben onun her zaman yanında olup ellerini tutmak ve gözlerini silmek istedim fakat bu hiç mümkün olmadı, olamazdı da.

Zaman göreceli bir kavramdır, derler hep. Bu sebeple ‘an ile asır’ arasında bulunan fark, bir gün yaşayan böceklerin, dokuz yüz yıl yaşayan kaplumbağanın hayatıyla kıyaslandığında elbette farklı anlamlara sahip olacaktı. Zümrüdüanka da kendi hayatını bu ikisi arasında değerlendirmeye çalışıyordu. Hayatının bazı dönemleri, an içinde asırları barındırırken, bazı dönemleri ise asır olduğu halde an mesabesindeydi.

Sözünden Dönmeyenlerle

İyi ki şöyle olmamış

Diyorsun bugün bazı şeylere

İşte şimdi olmayanlar

Sonraki keşkelerden koruyor seni

Sen bilmiyor ısrar ediyorsun

İsyan ediyorsun, etme

 

Uzun geceler başladı yine

Bekleyelim başaklar ne verecek

Sap, saman, buğday ayrılır bir gün

Hakikat adına niyet alanlar bilir

Yapılanlar değildir her zaman yazılanlar

Kalem de dil gibidir, eğilir.

 

Yeter artık ben bir hekim değilim

Herkese dost olmak zorunda değilim

Bir mezarlık değilim yeter artık

Nefesimi bir kez de kendim için alayım

Kendim için ağlamaya utansam bile

Bırakın da yetimlerle kalayım

 

Nasıl kurtulur insan

Sevdiği kötü huyundan

Çiçeklerin toprağını havalandırdım

Dağıttım yine ortalığı alt üst her şey

Fakat yine dağılmadı kafam

Dilimde bitmez acı, gönlümde bir bulantı

 

İnsan zor geçit bunu anladım

Sesten çok sözü sevdiğim bir gerçek

Onun kadar sessizliği de severim fakat

Sükûttan fazla şeye muhtaçtır insan

Bu yüzden gözlerim arıyor seni

Bu yüzden yine içime çöküyorum

 

Evet, aşk çok şeydir

Belli bu, bilenler bilir

O da ya hastadır döşekte

Ya tabut içinde gelir

Olur da bir Zümrüdüanka düşerse bahtına

O da kaderin önünde eğilir.

 

Bir selle geldi herkes benimle beraber

Kimisi köpüktür kimisi çerçöp

Bir kenara vurmayı yeğler çoğu

Ben kalırım geride aynı aşkla

Çok şeye isyan eden, direnen, dayanan

Sözünden dönmeyen kişilerle beraber

Sayfa 32 / 41

VİDEOLAR


Aile ve Toplumsal cinsiyet eşitliği (21.12.2024)
Aile ve Toplumsal cinsiyet eşitliği (21.12.2024)
israil Gerçeği-2-(Arz-ı Mev’ud - Yeşayanın Kehaneti) (06.12.2024)
israil Gerçeği-2-(Arz-ı Mev'ud - Yeşayanın Kehaneti) (06.12.2024)

İsrail Gerçeği-1 (29.11.2024)
İsrail Gerçeği-1 (29.11.2024)
Kur’an’da Önerilen Müslüman Ahlâkı (16.05.2024)
Kur'an'da Önerilen Müslüman Ahlâkı (16.05.2024)

Allah’ın Dostları-Veli/Evliya (23.05.2024)
Allah'ın Dostları-Veli/Evliya (23.05.2024)
Allah Neden Vardır? (02.05.2024)
Allah Neden Vardır? (02.05.2024)

Mutluluk Nedir? (25.04.2024)
Mutluluk Nedir? (25.04.2024)
Kur’an’a Şirk Koşmak.(07.03.2024)
Kur'an'a Şirk Koşmak.(07.03.2024)

Narsizm, Sekülerizm, Deizm. (02.03.2024)
Narsizm, Sekülerizm, Deizm. (02.03.2024)
Rasulullah’ın Kur’an’la İlişkisi (22.02.2024)
Rasulullah'ın Kur'an'la İlişkisi (22.02.2024)

Kur’an’a Göre ’insanların çoğu’ (15.02.2024)
Kur'an'a Göre 'insanların çoğu' (15.02.2024)
Kur’an’a Göre Din Tüccarlığı. (08.02.2024)
Kur'an'a Göre Din Tüccarlığı. (08.02.2024)

Yaşamın Amacı Anlamı. (19.01.2024)
Yaşamın Amacı Anlamı. (19.01.2024)
Kur’an’da İnsana Sorulan Sorular. (12.01.2024)
Kur'an'da İnsana Sorulan Sorular. (12.01.2024)

Sorumluluk Bilinci, Kur’an’a Göre İnsanın Sorumlulukları. (04.01.2024)
Sorumluluk Bilinci, Kur'an'a Göre İnsanın Sorumlulukları. (04.01.2024)
İnsanın Dünya Sınavının Konuları (28.12.2023)
İnsanın Dünya Sınavının Konuları (28.12.2023)

Kur’an’ın Aile Önerileri (21.12.2023)
Kur'an'ın Aile Önerileri (21.12.2023)
Cihad Nedir? (14.12.2023)
Cihad Nedir? (14.12.2023)

Allah’ın Orduları (07.12.2023)
Allah'ın Orduları (07.12.2023)
Lanet-Lanetlenme Nedir? (30.11.2023)
Lanet-Lanetlenme Nedir? (30.11.2023)

Siz Diyorsunuz ki - Kur’an Diyor ki (26.10.2023)
Siz Diyorsunuz ki - Kur'an Diyor ki (26.10.2023)
Sadaka ve Zekat Nedir? Kaç Çeşit Sadaka Vardır?(09.11.2023)
Sadaka ve Zekat Nedir? Kaç Çeşit Sadaka Vardır?(09.11.2023)

Kur’an’ın Anlaşılması Önündeki Engeller ’Çeviri Sorunu (02.11.2023)
Kur'an'ın Anlaşılması Önündeki Engeller 'Çeviri Sorunu (02.11.2023)
Ecel ve Ecel i Müsemma (19.10.2023)
Ecel ve Ecel i Müsemma (19.10.2023)

Kader Nedir? Kader Algımız Nedir? (12.10.2023)
Kader Nedir? Kader Algımız Nedir? (12.10.2023)
Kıyamet Çeşitleri (05.10.2023)
Kıyamet Çeşitleri (05.10.2023)

Kadın Çıkmazları (20.06.2021)
Kadın Çıkmazları (20.06.2021)
Ailevi Mutluluğun Temel İlkeleri  (23.04.2019)
Ailevi Mutluluğun Temel İlkeleri (23.04.2019)
Joomla templates by Joomlashine